Alacahöyük: Hitit Güneş Kursları
Bir metre buçuk derinliğindeki basit çukur mezarlarda altın taçlar, tunç güneş kursları ve göktaşından dövülmüş bir hançer bulundu. Toprağın altında yatanlar kimdi?
Çorum'un Alaca ilçesine bağlı bir köyde, sıradan görünen bir höyüğün altında krallar uyuyordu. 310x275 metre ölçülerinde, yaklaşık 14 metre yükseklikteki bu tepe, Kalkolitik Çağ'dan Osmanlı dönemine uzanan on dört yapı katını içinde barındırıyordu. Höyük 1835'te William John Hamilton tarafından keşfedildi, fakat ciddi kazılar için onlarca yıl beklenmesi gerekecekti.
İlk esaslı kazı 1907'de, Osmanlı arkeoloğu Theodor Makridi'nin İstanbul müzeleri adına yaptığı iki haftalık çalışmayla başladı. 1910'larda Alman ekipler üçüncü binyıla tarihlenen kral mezarlarını ve altındaki Hitit kentini ortaya çıkardı; bu kente kabartmalı sfenks kapısından girilirdi. Ancak 1935'te kazılar en beklenmedik destekçisine kavuştu: Atatürk, kendi cebinden verdiği 500 lirayla kazıların yeniden başlamasını sağladı; çalışmaları Remzi Oğuz Arık ve Hamit Koşay yönetti.
Bulunanlar höyüğün önemini yeniden yazdı. MÖ 2850-2450 arasına tarihlenen on dört çukur mezar, Ur'un Kral Mezarları ve Truva'nın ikinci tabakasıyla çağdaş 'Kral Mezarları'ydı. Her mezar ahşap kirişlerle örtülü, yaklaşık 1,5 metre derinliğinde basit bir çukurdu; ölüler dizleri kıvrık, batıya bakar şekilde gömülmüştü. Çevrelerinde platformlara yerleştirilmiş boğa başları ve boynuzları duruyordu.
Mezar hediyeleri, dönemine göre şaşırtıcıydı. Altın fibulalar, diademler, kemer tokaları ve dövme altın levha figürler ölülerin üzerindeydi. Dördü tunçtan, üçü gümüşten yedi metal heykelcik bulundu. Kadına ait H mezarında altın bir diadem, bakır topuz başları, tunç bir güneş kursu, hayvan heykelcikleri, altın-gümüş süsler, altın ve toprak kaplar, baltalar, beş çift altın ikiz idol ve üç kadın figürini vardı. Yine bir kadına ait A mezarında altın diadem, dört güneş kursu, bir hayvan heykelciği, metal süsler, demirden bir nesnenin parçaları ve iki insan biçimli metal figürin ele geçti.
Bütün bu zenginlikler arasında en gizemli olanı tunç kurslardı. Bakırdan dökülen, çoğu düz daire, yarım daire veya kare biçiminde olan bu kurslar, çubuklarla, haçlarla ve gamalı haç motifleriyle işlenmişti; bazılarının üzerinde kaide üstünde boğa veya geyik figürleri vardı. İşlevleri hâlâ tartışılıyor. Kazıcı Leonard Woolley, mezarların 'bir dönemin sonuna ait' göründüğünü, yangın tabakası ve yanmış bir kaleyle işaretlendiğini, bu kültürün Kültepe döneminde sürmediğini belirtmişti.
Arkeoloji kategorisinden
Nebra gök tekeri
Ruhsatsız bir metal dedektörüyle define arayan iki adamın toprağın altından çıkardığı şey, yasa dışıydı, değeri paha biçilmezdi ve Stonehenge'in son taşlarından bile eskiydi: üç bin yılı aşkın süredir gömülü bir gökyüzü haritası.
Venüs heykelcikleri
Yazı icat edilmeden, şehirler kurulmadan, tekerlek bile bulunmadan çok önce, biri taşa ve fildişine bir kadın bedeni kazımış — ne adını ne yüzünü bırakmadan.
Tan-Tan Venüsü: 500.000 Yıllık Gizemli Taş Eser
Fas'ta bir nehir kıyısında bulunan avuç içi büyüklüğünde bir taş, insanlığın kendini görme çabasının en eski izi olabilir — ya da sadece doğanın bir cilvesi.
Deshret: Antik Mısır'ın Kayıp Kırmızı Tacı
Üç bin yıl boyunca krallar tarafından giyilen bir taç, hiçbir mezarda hiç bulunamadı. Peki nereye gitti?
Lady of Elche: Kaybolan İber Kraliçesi
1897'de bir tarım işçisinin küreği taşa çarptığında, önce Fransa'ya satılacak, savaşta bir kaleye saklanacak ve nihayet bir Velázquez tablosuyla takas edilecek bir yüz gün ışığına çıktı.
Siloam Yazıtı: Eski Kudüs'ün Su Tünelinin İzleri
Bir çocuk karanlık bir tünelde suya düştü ve yüzeye çıktığında parmaklarının ucunda 2.600 yıllık harfler buldu.