Babil Dünya Haritası: İlk Harita ve Bilinmeyenin Sınırları

Kavrulmuş küçük bir kil parçası, ufkun ötesindeki her şeyi gösterdiğini iddia ediyor — merkezde Babil, kenarlarında canavarlar, ve bir yerlerde Nuh'un gemisi.

Arkeolojik buluntular · 3 dakika ·

Babil Dünya Haritası: İlk Harita ve Bilinmeyenin Sınırları
Unknown authorUnknown author, Public domain, via Wikimedia Commons

1882'de British Museum, Hormuzd Rassam'ın Babil'in yaklaşık 60 kilometre kuzeyinde, Fırat kıyısındaki Sippar'da topraktan çıkardığı yıpranmış bir kil tableti satın aldı. O sırada bu parçanın ne olduğu tam anlaşılamamıştı. Yedi yıl sonra, çivi yazısı metni nihayet çözüldüğünde, araştırmacılar ellerinde olağanüstü bir şey olduğunu fark ettiler: Akadca yazılmış, en erken MÖ 9. yüzyıla, daha muhtemelen MÖ 8. yüzyılın sonlarına ya da 7. yüzyıla tarihlenen, bilinen dünyanın en eski haritası.

Haritanın kendisi küçük ve dairesel, iki iç içe çemberle sınırlanmış. Bu çemberler idmaratum'u, yani 'acı nehir'i temsil ediyor — bilinen tüm karaları çevrelediğine inanılan büyük bir tuzlu okyanus. Bu dünyanın merkezinde, tam orta noktanın biraz kuzeyinde, kuzeyden güneye akan Fırat'ın üzerinde Babil yer alıyor. Nehrin ağzı 'bataklık' ve 'akış' sözcükleriyle etiketlenmiş, büyük su yolunun bataklığa dönüştüğü yeri işaret ediyor.

Babil'in çevresine, haritacı dönemin bilinen coğrafyasını yerleştirmiş. Elam'ın başkenti Susa güneyde görünüyor. Urartu kuzeydoğuda işaretlenmiş. Kassitlerin başkenti Habban ise kuzeybatıda gösterilmiş — gerçekte başka bir yerde olsa da, bu küçük ama anlamlı bir hata. Sınır içinde dağılmış yedi küçük daire muhtemelen yedi şehri temsil ediyor, kuzey-kuzeydoğudan gelen kavisli bir çizgi ise Zagros Dağları'nı işaret ediyor gibi görünüyor.

Su sınırının ötesinde, haritacı gerçekten bilinmeyeni hayal etmiş: nagu adı verilen, okyanusun kenarından dağlar gibi dışarı uzanan yedi ya da sekiz üçgen bölge. Bunlardan yalnızca beşinin tanımı, tabletin arka yüzündeki 29 satırlık metinde günümüze ulaşmış. Her biri aynı ifadeyle tanıtılıyor — 'n'inci bölgeye, yedi fersah yol aldığınızda' — araştırmacılara göre bu ifade bölgeler arası mesafeyi değil, okyanusun genişliğini anlatıyor.

Günümüze ulaşan tanımlar, merak ve uyarıyla örülü bir dünyayı ima ediyor. Üçüncü nagu, o kadar geniş bir çöl gibi görünüyor ki 'kanatlı bir kuş bile yolculuğunu güvenle tamamlayamaz.' Dördüncüsü, tuhaf derecede büyük nesnelerden bahsediyor: 'parsiktum ölçüsü kadar kalın, yirmi parmak.' Yedincisi ise 'hızlı koşan' boynuzlu sığırları tarif ediyor. Bilim insanı Irving Finkel, parsiktum ölçüsünün Babil edebiyatında yalnızca Utnapiştim'in gemisinin — Babil tufan efsanesindeki teknenin — tasvirinde geçtiğini öne sürerek, bu üçgen bölgenin Urartu yakınlarında, o efsanevi geminin dinlenme yeriyle bağlantılı olabileceğini, tıpkı sonraki geleneğin Nuh'un gemisini Ararat Dağı'na yerleştirmesi gibi, ileri sürüyor.