Tarım Mumyaları: Çölün Ortasındaki Beklenmedik Yüzler
Bir zamanlar nehirlerin aktığı bu çölde, kızıl saçlı bir adam üç bin yıldır tartan pantolonuyla saklı bekliyordu — ve genleri kimsenin beklemediği bir hikâye fısıldıyor.
20. yüzyılın başında Sven Hedin, Albert von Le Coq ve Sir Aurel Stein gibi Avrupalı kaşifler, Orta Asya'da tarihî eser ararken çölün fazlasıyla iyi koruduğu bir şeye rastladılar: kurumuş ama bozulmamış insan bedenleri, saçları hâlâ sarışından kızıla, koyu kahverengiye kadar örgüler halinde duran mumyalar. Bu buluntular, Tarım Havzası'nın doğu ve güney uçlarında —Lop Nur, Turfan yakınındaki Subeşi, Loulan, Kumul ile güneyde Hotan, Niya ve Çerçen çevresinde— dağılmış hâldeydi.
En eski mumyalar MÖ 2000 yılına kadar uzanıyor; o dönemde şimdi çölleşmiş olan havza hâlâ tatlı su kaynaklarıyla besleniyor, nehir kenarındaki vahalarla canlıydı. Burada yaşayanlar tarım ve hayvancılıkla geçinen topluluklardı. Uzun süre bu ilk sakinlerin batıdaki Tunç Çağı bozkır halklarından —Afanasievo çobanları veya Bactria-Margiana kültürü— geldiği düşünüldü. Ancak Qäwrighul'da bulunan en eski mumyalar üzerine yapılan genetik analizler farklı bir tablo ortaya koydu: bu erken nüfus, komşularından tarım ve çobanlık pratiklerini ödünç almış olsa da, kendi içinde genetik olarak izole bir topluluktu; Batı bozkırlarına ait genetik izlere rastlanmadı.
Bu izolasyon kalıcı olmadı. Havzanın batısında, MÖ 1600-1400 arasına tarihlenen Geç Tunç Çağı bir yerleşimde yapılan incelemeler, sakinlerinin büyük ölçüde Sintashta ve Andronovo kültürlerinden geldiğini, buna BMAC (yüzde 10) ve daha eski Tarım nüfusundan (yüzde 12) katkıların eklendiğini gösterdi. Buradaki bireylerin neredeyse tamamı R-M17 Y-DNA haplogrubunu taşıyordu — yüzyıllar önceki izole kurucu nüfustan çarpıcı bir farklılık.
En çarpıcı buluntulardan biri, 'Ur-David' de denen Çerçen Adamı'dır: MÖ 1000 yılına ait, uzun boylu, kızıl saçlı bu adam kırmızı kabartma dokulu bir tunikle tartan desenli bir pantolon giyerek gömülmüştü. Yanında, başında kırmızı-mavi keçeden bir şapka bulunan, gözlerinin üzerine iki küçük taş yerleştirilmiş bir yaşındaki oğlu yatıyordu. Kızılcaqa'da bulunan ve 'kızıl saçlı güzellik' olarak anılan Hami Mumya da MÖ 1400-800 civarına tarihlenmektedir. Subeşi'de ise 'Subeşi'nin Cadıları' adı verilen, uzun siyah keçe koni şapkalar giyen mumyalar ve karnında at kılından dikişlerle kapatılmış cerrahi izi taşıyan bir adam bulunmuştur.
Tekstil uzmanı Elizabeth Wayland Barber, Çerçen Adamı'nın tartan desenli kumaşını inceledikten sonra bunun Hallstatt kültürüyle ilişkili tuz madenlerinden çıkan parçalarla benzerlik taşıdığını öne sürmüştür. Tekstil uzmanı Irene Good ise diyagonal dimi dokumasını, bu tekniğin bilinen en doğu örneği olarak nitelendirmiş ve bunun gelişmiş bir dokuma tezgâhına işaret ettiğini belirtmiştir.
Arkeoloji kategorisinden
Nebra gök tekeri
Ruhsatsız bir metal dedektörüyle define arayan iki adamın toprağın altından çıkardığı şey, yasa dışıydı, değeri paha biçilmezdi ve Stonehenge'in son taşlarından bile eskiydi: üç bin yılı aşkın süredir gömülü bir gökyüzü haritası.
Venüs heykelcikleri
Yazı icat edilmeden, şehirler kurulmadan, tekerlek bile bulunmadan çok önce, biri taşa ve fildişine bir kadın bedeni kazımış — ne adını ne yüzünü bırakmadan.
Tan-Tan Venüsü: 500.000 Yıllık Gizemli Taş Eser
Fas'ta bir nehir kıyısında bulunan avuç içi büyüklüğünde bir taş, insanlığın kendini görme çabasının en eski izi olabilir — ya da sadece doğanın bir cilvesi.
Deshret: Antik Mısır'ın Kayıp Kırmızı Tacı
Üç bin yıl boyunca krallar tarafından giyilen bir taç, hiçbir mezarda hiç bulunamadı. Peki nereye gitti?
Lady of Elche: Kaybolan İber Kraliçesi
1897'de bir tarım işçisinin küreği taşa çarptığında, önce Fransa'ya satılacak, savaşta bir kaleye saklanacak ve nihayet bir Velázquez tablosuyla takas edilecek bir yüz gün ışığına çıktı.
Siloam Yazıtı: Eski Kudüs'ün Su Tünelinin İzleri
Bir çocuk karanlık bir tünelde suya düştü ve yüzeye çıktığında parmaklarının ucunda 2.600 yıllık harfler buldu.