Varna Nekropolü: Dünyanın En Eski İşlenmiş Altını
Ekim 1972'de bir ekskavatör operatörünün kürek darbesiyle toprağın altından çıkan şey, insanlık tarihinin altınla olan ilişkisini yeniden yazacaktı — Mısır piramitlerinden, Mezopotamya ziggurat'larından bile daha eski bir hazine.
Rayço Marinov, Varna'nın batısındaki sanayi bölgesinde sıradan bir kazı işi yaparken ekskavatörünün ucuna beklenmedik bir şey takıldı. O anda, yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden birine rastladığını bilmiyordu. Yerel halk, Dalgapol Tarih Müzesi'nin kurucusu Dimitar Zlatarski'yi çağırdı; Zlatarski buluntunun önemini hemen kavrayıp Varna Tarih Müzesi ile iletişime geçti. Gerekli resmi işlemler tamamlandıktan sonra kazı çalışmaları, Mihail Lazarov ve Ivan Ivanov'un birlikte yönettiği bir ekibe teslim edildi; Lazarov 1972-1976 arasında, Ivanov ise 1972-1991 arasında bu çalışmaların başında yer aldı.
Sonraki on yıllarda toprak altından çıkanlar şaşırtıcıydı. Toplamda 294 mezar ortaya çıkarıldı; içlerinde altın ve bakırdan yapılmış sofistike eserler, yaklaşık 600 parça çömlek (bazıları altın boyalı), yüksek kaliteli çakmaktaşı ve obsidyen bıçaklar, boncuklar ve deniz kabukları bulundu. Buna karşın nekropol alanının yaklaşık %30'u hâlâ kazılmadı — yani toprak hâlâ sır saklıyor olabilir.
2006'da yapılan radyokarbon tarihleme, mezarların M.Ö. 4569-4340 arasına ait olduğunu ve Kalkolitik Varna Kültürü'ne bağlı olduğunu gösterdi. Bu da M.Ö. 4600-4200 arasına tarihlenen Varna altınını dünyanın bilinen en eski işlenmiş altını yaptı — hem miktar hem çeşitlilik açısından benzersiz. Hotnitsa, Durankulak ve Provadia-Solnitsata gibi diğer Bulgar bölgelerinde de benzer yaşta altınlar bulunmuş olsa da, hiçbiri Varna'nın hacmine ulaşamıyor.
Defin âdetleri de karmaşık bir kültüre işaret ediyordu. Bazı iskeletler çömelmiş, bazıları düz şekilde gömülmüştü. Daha da çarpıcısı, bazı mezarlarda hiç iskelet yoktu — sadece sunular bırakılmış boş, sembolik mezarlar (kenotaf). Bu boş mezarlar en zengin altın buluntularını barındırıyordu. Nekropolde toplam altı kilogram ağırlığında, üç bin parça altın eser bulundu. 43 numaralı mezarın içeriği tek başına, o döneme ait dünyanın diğer tüm yerlerinde bulunan altından daha fazlaydı. Bir zamanlar bir prense ait olduğu düşünülen bu mezarın, artık bir demirciye ait olduğu tahmin ediliyor.
Sembolik mezarlardan üçünde pişmemiş kilden yapılmış maskeler bulundu — ürkütücü bir ayrıntı. Araştırmacı Slavchev'e göre üç mezar, nekropoldeki toplam altın ağırlığının yarısından fazlasını barındırıyordu; bu üç mezarın her birinde de üstün bir dini veya siyasi otoriteyi simgeleyen bir asa vardı.
Arkeoloji kategorisinden
Nebra gök tekeri
Ruhsatsız bir metal dedektörüyle define arayan iki adamın toprağın altından çıkardığı şey, yasa dışıydı, değeri paha biçilmezdi ve Stonehenge'in son taşlarından bile eskiydi: üç bin yılı aşkın süredir gömülü bir gökyüzü haritası.
Venüs heykelcikleri
Yazı icat edilmeden, şehirler kurulmadan, tekerlek bile bulunmadan çok önce, biri taşa ve fildişine bir kadın bedeni kazımış — ne adını ne yüzünü bırakmadan.
Tan-Tan Venüsü: 500.000 Yıllık Gizemli Taş Eser
Fas'ta bir nehir kıyısında bulunan avuç içi büyüklüğünde bir taş, insanlığın kendini görme çabasının en eski izi olabilir — ya da sadece doğanın bir cilvesi.
Deshret: Antik Mısır'ın Kayıp Kırmızı Tacı
Üç bin yıl boyunca krallar tarafından giyilen bir taç, hiçbir mezarda hiç bulunamadı. Peki nereye gitti?
Lady of Elche: Kaybolan İber Kraliçesi
1897'de bir tarım işçisinin küreği taşa çarptığında, önce Fransa'ya satılacak, savaşta bir kaleye saklanacak ve nihayet bir Velázquez tablosuyla takas edilecek bir yüz gün ışığına çıktı.
Siloam Yazıtı: Eski Kudüs'ün Su Tünelinin İzleri
Bir çocuk karanlık bir tünelde suya düştü ve yüzeye çıktığında parmaklarının ucunda 2.600 yıllık harfler buldu.