Göbeklitepe: Tarihi Yeniden Yazan Tepe

Tekerlekten, çömlekten, hatta ilk şehirlerden bile önce, Şanlıurfa'daki bir tepede avcı-toplayıcı insanlar boy boy taş sütunlar dikti. Toprağın altından çıkan bu yapılar, tarihin başlangıcına dair bildiğimiz her şeyi sorgulatıyor.

Arkeolojik buluntular · 2 dakika ·

Göbeklitepe: Tarihi Yeniden Yazan Tepe
Teomancimit, CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

Şanlıurfa'nın Haliliye ilçesine bağlı Örencik köyü yakınlarında, ilk bakışta sıradan görünen 15 metre yükseklikte bir tepe var. Ama bu tepenin altında, dünyanın bilinen en eski megalitleri sayılan T biçimindeki dikilitaşlarla örülü dairesel yapılar yatıyor. MÖ 9600-9500 civarına tarihlenen Göbeklitepe, dünyanın şu ana kadar bilinen en eski tarihî yapısı olarak kabul ediliyor; bazı kaynaklarda ona 'tarihin sıfır noktası' bile deniyor.

Dikilitaşların üzerindeki betimlemeler adeta bir dil kuruyor: insan elleri, kolları, giysi izleri, boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördeği ve akbaba motifleri kabartma ya da oyma tekniğiyle işlenmiş. Bu yoğun kompozisyonun bir süslemeden öte, bir öykü ya da mesaj taşıdığı düşünülüyor. Merkezdeki iki büyük dikilitaş karşılıklı yerleştirilmiş; üzerlerindeki el ve kol motifleri, bunların stilize insan heykelleri olduğu yorumunu güçlendiriyor.//

Göbeklitepe'nin önemi sadece yaşından gelmiyor, aynı zamanda tarım tarihine dair kurduğumuz varsayımları da sarsıyor. Uzun süre burası, tarımla henüz uğraşmayan son avcı gruplarının inşa ettiği bir kült merkezi, kalıcı sakini olmayan bir tapınak alanı olarak görüldü. Ancak son bulgular, evsel yapıların, yoğun tahıl işleme izlerinin, bir su temin sisteminin ve günlük yaşam aletlerinin varlığını ortaya koyarak resmi karmaşıklaştırdı: burası sadece ritüel için ziyaret edilen bir yer değil, gerçek bir yerleşim de olabilir.

Yapının inşacıları önemli bir mühendislik sorununu da çözmüş: su. Plato altındaki ana kayaya oyulmuş kanallar ve sarnıçlar, en az 150 metreküp su tutabilen bir yağmur suyu toplama sistemi oluşturuyordu. O dönem bugünden daha yağışlı olan çevre, bol yabani tahılların — buğday, arpa, siyez — ve yaban koyunu, keçi, ceylan, at türlerinin otladığı açık bozkırlarla kaplıydı.//