Ölü Deniz Parşömenleri: Mağaradaki Kütüphane
Kaybolan bir keçi, bir mağaraya fırlatılan taş ve kırılan bir testinin sesi — modern dünya, iki bin yıllık bir kütüphaneyle işte böyle karşılaştı.
1946'nın sonu ya da 1947'nin başında, genç bir Bedevi çoban olan Muhammed edh-Dhib, Eriha'ya yakın, Ölü Deniz'in batı yakasındaki bir tepede kaybolan keçisini arıyordu. Yerde gördüğü bir deliğe merakla bir taş fırlattı; içeriden bir testinin kırılma sesi geldi. Sesin geldiği yere inince, mağaranın zemininde büyük testiler buldu. Testilerin içinde, keten kumaşa sarılı deri yazmalar duruyordu.
Bu keşif, kuzeni Jum'a Muhammed ile Khalil Musa'nın da içinde bulunduğu küçük bir grubun eseriydi; sonradan Kumran'ın 1 numaralı Mağarası olarak anılacak bu yerden yedi tomar çıkarıldı, aralarında Yeşaya Kitabı yazması, Habakkuk Şerhi ve Toplum Kuralları da vardı. Hiçbiri bu süreçte zarar görmedi. Bir süre Bedeviler tomarları çadır direğine asılı bıraktı, bu tuhaf nesnelerle ne yapacaklarını tartışırken onları ailelerine ve komşularına gösterdiler.
Sonunda satmaya çalıştıklarında, ilk başvurdukları Beytüllahim'li tüccar İbrahim İjha yazmaları değersiz bulup geri çevirdi. Gerçek değerini kavramak, daha eğitimli gözler gerektirecekti. Nihayetinde 1 numaralı Mağara'dan çıkan yazmaların beşi Kudüs'teki Suriye Ortodoks Başpiskoposu tarafından, üçü de İbrani Üniversitesi'nden Profesör E. L. Sukenik tarafından satın alındı — çadır direğinde asılı duran bu tuhaf nesnelerin aslında bilinen en eski kutsal metinlerden bazıları olduğunu ilk fark edenler onlardı.
Haber yayıldıkça, 1946 ile 1956 arasında hem Bedeviler hem de profesyonel arkeologlar Kumran çevresindeki kayalıkları taradı ve sonunda toplam on bir mağara bulundu. En zengin bulguya sahne olan mağara, Keklik Mağarası diye anılan 4 numaralı mağaraydı: Eylül 1952'de kazılan bu mağaradan binlerce parça çıktı, bunlar sonradan dört yüz tanımlanabilir metne indirgendi ve Ester Kitabı dışında Eski Ahit'in tüm kitaplarını kapsıyordu. 1956'da açılan 11 numaralı mağara ise otuz altı iyi korunmuş Mezmur, çok iyi durumda bir İbranice Levililer tomarı, Yeni Kudüs Vahiyi'nden parçalar ve Eyüp'ün Aramice çevirisini ortaya çıkardı.
Arkeoloji kategorisinden
Nebra gök tekeri
Ruhsatsız bir metal dedektörüyle define arayan iki adamın toprağın altından çıkardığı şey, yasa dışıydı, değeri paha biçilmezdi ve Stonehenge'in son taşlarından bile eskiydi: üç bin yılı aşkın süredir gömülü bir gökyüzü haritası.
Venüs heykelcikleri
Yazı icat edilmeden, şehirler kurulmadan, tekerlek bile bulunmadan çok önce, biri taşa ve fildişine bir kadın bedeni kazımış — ne adını ne yüzünü bırakmadan.
Tan-Tan Venüsü: 500.000 Yıllık Gizemli Taş Eser
Fas'ta bir nehir kıyısında bulunan avuç içi büyüklüğünde bir taş, insanlığın kendini görme çabasının en eski izi olabilir — ya da sadece doğanın bir cilvesi.
Deshret: Antik Mısır'ın Kayıp Kırmızı Tacı
Üç bin yıl boyunca krallar tarafından giyilen bir taç, hiçbir mezarda hiç bulunamadı. Peki nereye gitti?
Lady of Elche: Kaybolan İber Kraliçesi
1897'de bir tarım işçisinin küreği taşa çarptığında, önce Fransa'ya satılacak, savaşta bir kaleye saklanacak ve nihayet bir Velázquez tablosuyla takas edilecek bir yüz gün ışığına çıktı.
Siloam Yazıtı: Eski Kudüs'ün Su Tünelinin İzleri
Bir çocuk karanlık bir tünelde suya düştü ve yüzeye çıktığında parmaklarının ucunda 2.600 yıllık harfler buldu.