Rosetta Taşı: Hiyerogliflerin Anahtarı

Bir kale duvarının içinde yüzyıllarca sessizce bekleyen bir taş parçası, dört bin yıllık bir dilin kilidini açacaktı — üstelik bunu üç farklı yazıyla, tek bir cümleyi tekrar ederek yapacaktı.

Arkeolojik buluntular · 2 dakika ·

Rosetta Taşı: Hiyerogliflerin Anahtarı
Awikimate, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

Temmuz 1799'da, Nil Deltası'ndaki Reşid (Rosetta) kasabası yakınında, Fransız subay Pierre-François Bouchard'ın adamları Fort Julien'de çalışırken üzerinde yazılar bulunan büyük bir taş bloğa rastladı. Taş, geç antik çağ ya da Memlük döneminde bir yapı malzemesi olarak yeniden kullanılmış, asıl amacı unutulmuştu. O gün kimse, modern çağda bulunan ilk iki dilli Mısır metnini keşfettiklerini ya da bu taşın binlerce kilometre öteki bir müzenin en çok ziyaret edilen eseri olacağını tahmin edemezdi.

Taşın kendisi daha büyük bir dikilitaşın parçasıydı: en yüksek noktasında 112,3 santimetre, 75,7 santimetre genişliğinde, 28,4 santimetre kalınlığında ve yaklaşık 760 kilogram ağırlığındaydı. Cilalanmış ön yüzünde üç ayrı yazı bloğu vardı: üstte on dört satırlık hiyeroglif, ortada otuz iki satırlık Demotik yazı, altta ise elli dört satırlık Antik Yunanca. Hasarlı ve eksik olsalar da üç metin de aynı kararnameyi anlatıyordu — ve asıl önemli olan da buydu.

Kararname MÖ 196'da, Kral V. Ptolemaios Epiphanes'in saltanatının dokuzuncu yılında, 27 Mart tarihine denk gelen bir günde çıkarılmıştı. Memphis'te toplanan bir rahipler kurulu tarafından ilan edilmiş, genç kralın taç giymesini ve tanrısal kültünün kurulmasını belgelemişti. Dikilitaş Helenistik dönemde yontulmuş, muhtemelen Sais'teki bir tapınakta dikilmişti; daha sonra sökülüp bir kale duvarına malzeme olana dek.

Keşif haberi hızla yayıldı. Yazıtların taş baskı kopyaları ve alçı dökümleri kısa sürede Avrupa müzeleri ve bilim insanları arasında dolaşmaya başladı, çünkü herkes neyin söz konusu olduğunu anlamıştı: hiyeroglifler yüzyıllardır okunamıyordu ve şimdi yanı başında Yunanca bir çevirisi duruyordu. Ama siyaset bilimden önce araya girdi. İngilizler Fransızları Mısır'da yenince, taş 1801'deki İskenderiye Teslim Antlaşması gereği İngilizlere devredildi ve Londra'ya gönderildi.

1802'den beri taş, British Museum'da neredeyse aralıksız sergileniyor. Uzun yıllar boyunca harfleri okunaklı kılmak için beyaz tebeşirle ovulmuş, ziyaretçilerin parmaklarından korumak için karnauba mumuyla kaplanmıştı — bu işlem taşı öylesine karartmıştı ki uzun süre siyah bazalt sanılmıştı. Ancak 1999'daki temizlik çalışmasıyla taşın gerçek gri granodiyorit rengi ve bir köşesinde uzanan pembe damar ortaya çıktı; bu damar sonradan Asvan yakınlarındaki Gebel Tingar ocaklarıyla eşleştirildi.