Kayra Han ve Yaratılış: Altay Efsanesi

Gökyüzü yokken, toprak yokken, hatta tek bir söz bile yokken — yalnızca su vardı ve üzerinde uçan, kendi yarattığı sessizlikten korkan bir kuş.

Mitolojiler · 2 dakika ·

Kayra Han ve Yaratılış: Altay Efsanesi
Ch1902, Public domain, via Wikimedia Commons

Altay yaratılış efsanesinde evren, gürleyen bir sesle ya da parlayan bir ışıkla değil, derin bir huzursuzlukla başlar. Upuzun, sonsuz bir su kütlesinin üzerinde durmaksızın uçan bembeyaz bir kaz vardır. Bu kaz Kayra'dır; Kayra Han ya da Kayrakan olarak da anılır — ne erkek ne dişi, ne tanrı ne hayvan kesin bir biçimde tanımlanamayan, her şeyin çıkacağı kaynak.

Kayra, gök tanrısı Gök Tengri'nin oğludur; annesi yoktur. Panteonun en büyük ve en önde gelen tanrısıdır, göğün on yedinci katında oturur ve yarattığı her şeyin yazgısını oradan belirler. Gök Tengri hariç, Altay ve daha geniş Türk mitolojisindeki bütün diğer tanrılar varlıklarını ona borçludur.

Efsane, Kayra'nın korkusunu gizlemez. Çalkantılı suların üzerinde uçarken kendine 'korkmaya gerek yok' diye seslenir — ama bu sözler, yatıştırmaya çalıştığı korkuyu ele verir. Yaratılış gerçek anlamda ancak bir tanrıça belirip onu harekete geçirdiğinde başlar. Dünya, yalnızlık, kargaşa ve korku dolu bir ortamda doğar.

Yaratılış başladığında Kayra, hava, su ve toprak olmak üzere üç âlemin hâkimi olur. Dört oğlu vardır: Ülgen, Yer Tengri, Mergen ve Kızagan. Ülgen iyiliği ve bağışlayıcılığı, yani merhameti; Kızagan intikamı ve cezayı, yani öfkeyi; Mergen ise bilgeliği ve aklı temsil eder. Kayra'nın kendisi hem ana hem ata olarak, yani hem eril hem dişil bir varlık olarak tarif edilir; insan biçiminde pek betimlenmez.

En kalıcı eylemi, yaşam ağacı Uluğ Kayın'ı dikmesidir; yeri göğe bağlayan, dokuz dallı bir çam ya da kayın ağacı. Bu ağacın dallarından dokuz insan türer, onlardan da dokuz boy — yeryüzünü dolduran dokuz ırk — ortaya çıkar. Ağaç, bu kozmolojide insanlığın gerçek kökü olarak durur.