Ferhat ile Şirin: Dağları Delen Aşk
Bir nakkaş çırağı, yıldızlara göre renk değiştiren bir köşkte gördüğü genç kızın aşkına düşer — ve onu kazanmak için elinde sadece bir kazma ve karşısında bir dağla, yıllarca uğraşır.
Azerbaycan'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Bânu, yeğeni Şirin için özel bir köşk yaptırır: yıldızların hükmüne göre renk değiştiren, yedi renkli bir yapı. Şirin henüz on üç on dört yaşında, ama güzelliğiyle çoktan ün salmıştır. Köşkü süslemek için yörenin en usta nakkaşı Behzat ile oğlu Ferhat görevlendirilir. İşler sürerken köşkü gezmeye gelen Şirin ile Ferhat birbirlerini görür; ikisi de o an aşka düşer.
Behzat ile Ferhat çalışmalarını sürdürür, bu kez Mehmene Bânu'nun yaptırdığı daha küçük ikinci köşkte. Bu sırada cariyeler bir su kaynağı bulur ve bu suyu köşke akıtma fikri doğar. Ferhat bu işi üstlenmeye karşılık sıradan bir ücret değil, saray ağalığı ister. Anlatılara göre bu işi kimi zaman kırk günde, kimi zaman kırk yılda başarır: aşkının gücüyle bir dağı delip suyu akıtır.
Hikâyenin kökleri çok daha eskiye, Sasani hükümdarı II. Hüsrev Perviz'e (590-628) uzanır. Onun sevgilisi, Azerbaycan'da Berde kentinin hükümdarı Şirin'dir. Tarihî kaynaklar Şirin ile Ferhat'ın gerçekte kim olduğu ya da dönemlerindeki rollerinin ne olduğu konusunda kesin bilgi vermez; ama bu aşk efsanesi İran, Türk ve Azeri edebiyatında yüzyıllar boyunca mesnevi biçiminde yeniden yazılmıştır.
Hikâyenin edebî temelleri 10. yüzyılda Firdevsî'nin Şehnâme'siyle atıldı. 12. yüzyılda İranlı şair Senaî konuyu bağımsız bir eser olarak işledi; Azeri şair Nizâmî-i Gencevî ise öyküye klasik biçimini vererek sonraki şairlere kaynak oldu. Ali Şir Nevaî'nin katkısı belirleyiciydi: merkeze Hüsrev yerine soyut bir aşk kahramanı olan Ferhad'ı koyarak eseri 'Ferhâd u Şirin' adıyla yeniden yazdı ve öyküye farklı bir ruh kazandırdı.
Böylece hikâye divan edebiyatından Türk halk edebiyatına aynı adla geçti; tarihî ve coğrafî çerçevesi Anadolu'ya uyarlanarak birçok varyantı ortaya çıktı. Halk arasında Şirin güzelliğin, Ferhat ise sabır ve tahammülün sembolü kabul edildi. Bu öykü, saz eşliğinde anlatılan tipik halk hikâyelerinden farklı olarak yazılı metinden okunurdu; içindeki manzum parçalar aruz vezniyle yazılmıştı. Behçet Mahir, Mevlüt İhsanî, Yaşar Reyhanî, Çıldırlı Âşık Şenlik gibi Doğu Anadolu âşıklarının repertuvarında yer aldı; Karagöz oyununda İstanbul'a taşınıp mutlu bir sonla değiştirildi.
Mitoloji kategorisinden
Kalevala: Finlandiya'nın Büyülü Şarkıları
Bir taşra hekimi, elinde sadece bir defterle Karelya ormanlarına daldı ve geri döndüğünde bir ulusun ruhunu taşıyordu.
Ra'nın Güneş Kayığı: Mısır Mitlerinde Bir Gün
Eski Mısırlılara göre güneş her akşam bir kayığa biner ve doğruca ölüler diyarına yelken açardı — ve şafak yeniden doğmadan önce devasa bir yılanla savaşması gerekirdi.
Yeti: Himalayaların Karlar Adamı
21.000 fitte bulunan tuhaf izler, bir albayı kurt sanmaya itti — ama Şerpa rehberleri, dünyaya bir yüzyıl boyunca yaşayacak bir isim armağan etti.
Orlando Furioso: Çılgına Dönen Şövalye
Şarlman'ın en sadık şövalyesi, bir kılıç darbesiyle değil, aşk yüzünden aklını kaybeder. Onu iyileştirmek için bir dostu uçan bir atla Ay'a gitmek zorunda kalır.
Dönüşümler: Ovidius'un Mitoloji Hazinesi
Augustus tarafından sürgüne gönderilmeden önceki son yıllarında bir şair, tanrıların da insanların da hiçbir biçimde sabit kalamadığı bir dünyayı anlatan bir şiir tamamladı — ve bu şiir imparatorluklardan daha uzun yaşadı.
Kayıp Cennet: Milton'ın İsyankâr Meleği
Kör bir şair, karanlıkta dize dize dikte ettirdiği bir destanla Tanrı'nın yollarını insanlara açıklamaya cüret etti — ve bu yolda Cehennem'in hükümdarını unutulmaz kıldı.