La Llorona: Ağlayan Kadın

Karanlık bir nehir kıyısında, yüzyıllardır kendi boğduğu çocukları için ağlayan beyazlı bir kadın dolaşıyor derler — ve onun ağıtını duyan, felaketle damgalanırmış.

Efsaneler ve halk hikayeleri · 2 dakika ·

La Llorona: Ağlayan Kadın
Melvin Callejas, Public domain, via Wikimedia Commons

Meksika'dan Amerika Birleşik Devletleri'nin güneybatısına, Porto Riko'dan Orta ve Güney Amerika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, anneler çocuklarını geceleri nehir kıyısından uzak tutmak için tek bir hikâyeyi anlata gelmiştir: La Llorona, yani Ağlayan Kadın. Beyazlar içinde bir hayalet olarak tasvir edilen bu kadın, kendi boğduğu çocukları için sonsuza dek su kenarlarında dolaşmaya mahkûm edilmiştir. Efsaneye göre onun ağlamasını duyan ya da kendisini gören kişi, yakın zamanda felakete, başarısızlığa hatta ölüme uğrayacaktır.

En yaygın anlatıya göre Maria adında güzel bir kadın vardır. İki çocuğunu boğduktan sonra —kimi anlatımlarda onları istemeyen bir sevgiliyle olabilmek için, kimilerinde kocası tarafından aldatıldığı için— kendini umutsuzluk içinde nehre atarak intihar eder. Ruhu iki dünya arasında sıkışıp kalır, öteki tarafa geçemez ve öldürdüğü çocuklarını sonsuza dek arar. Bazı anlatımlarda öteki dünyaya geçebilmesinin tek şartı çocuklarını bulup yanında getirmesidir; bu yüzden geceleri yalnız dolaşan başka çocukları da kandırmaya çalışır.

Başka bir anlatıma göre ise kocası tarafından aldatılan kadın, çocuklarını ve kendini öldürdükten sonra ıssız yollarda bekleyip erkekleri baştan çıkarır; başkalarının ihanetinin acısını onlardan çıkarır ve sonunda onları da öldürür. Hangi versiyon anlatılırsa anlatılsın, sonuç aynı uyarıya varır: onu görmek ya da ağıtını duymak, yaklaşan bir felaketin işaretidir.

La Llorona'nın hikâyesi zaman zaman gerçek bir tarihî figürle, Hernán Cortés'in tercümanlığını yapan ve ona bir oğul veren Nahua kadını La Malinche ile iç içe geçer. La Malinche, Meksika hafızasında tuhaf bir ikili konuma sahiptir: hem modern Meksika halkının anası olarak onurlandırılır hem de İspanyol fethine yardım ettiği için ihanetin simgesi sayılır. Kaybedilen çocuklar ve dışlanmış bir kadın etrafında dönen La Llorona hikâyesinde de bu annelik-ihanet ikiliğinin yankısı duyulur.

Araştırmacılar efsanenin köklerini İspanyol gemilerinin varışından çok önceye, Kolomb öncesi döneme kadar götürür. Nehir kıyısında ağlayan hayalet kadınlar, Mezoamerika mitolojilerinde pek çok isimle karşımıza çıkar: Purépechalarda açlık tanrıçası ve doğumda ölen kadınların koruyucusu Auicanime; Zapoteklerde erkekleri baştan çıkarıp sonra iskelete dönüşerek ruhlarını yeraltına sürükleyen ölüm tanrıçası Xonaxi Queculla; Lacandon Mayalarında sırtı içi boş bir ağaç biçiminde olan, erkekleri deliliğe ve ölüme sürükleyen güzel ruh Xtabay.