Oğuz Kağan Destanı: Bozkırın İlk Hükümdarı
Paris'te tozlu bir rafta duran, Uygur harfleriyle yazılmış bir yazma; Türklerin atası sayılan bir hükümdarın hikâyesini taşıyan en eski iz olabilir. Bu hikâyeyi bugüne ulaştırmak, bir yüzyıl süren filolojik bir takip gerektirdi.
Paris Millî Kütüphanesi'nde saklanan Uygur harfli bir yazma, Oğuz Kağan Destanı'nın günümüze ulaşan en eski nüshası kabul edilir. Bu destan, Türklerin atası sayılan Oğuz Kağan'ın hayatını anlatır; ama nüshanın kim tarafından, nerede ve ne zaman kaleme alındığı hâlâ bilinmiyor. Araştırmacı Ferruh Ağca'ya göre metnin dil özellikleri, onun 14. yüzyıl sonu ile 15. yüzyıl başında, Moğol hâkimiyetindeki Çağatay dil sahasında Oğuz ve Kıpçak ağızlarının karışımıyla yazıldığını gösteriyor.
Destanın kökleri yazıya geçirilişinden çok daha eskiye uzanır. Uygurca Oğuz Kağan Destanı, MÖ 201-126 yılları arasında büyük bir göçebe devleti kuran Hiung-nu'larla ilişkilendirilir; bazı araştırmacılara göre Oğuz Kağan, bu devletin kurucusu Mete'dir. Zeki Velidi Togan ise destanın kökenini daha da geriye, MÖ 7. yüzyılda Orta Asya'da bulunan Sakalara ve birkaç asır sonraki İskitlere kadar taşır.
Paris nüshası, ancak 1891'de geniş bir bilimsel ilgiye kavuştu; W. Radloff, metnin transkripsiyonunu Kutadgu Bilig basımı içinde yayımladı. Böylece modern araştırmacılar destanın Uygurca metnine ilk kez doğrudan ulaşabildi, ama kökenine dair soru işaretleri çözülmeden kaldı.
Daha sonra, erken Cumhuriyet döneminin fikrî hareketliliği içinde, Rıza Nur destana farklı bir yön verdi. Başka destanlardan parçaları harmanlayarak yaklaşık 6100 mısralık Oğuznâme adlı manzum bir eser oluşturdu; bu eser 1928'de Kahire'de yayımlandı. 'Oğuz Kağan'ın Duası' olarak bilinen metin de dahil, Rıza Nur'un kaleme aldığı bazı bölümler zamanla Oğuz Kağan Destanı'nın bir parçası olarak tanınmaya başladı.
Daha titiz bir filolojik çalışma 1932'de geldi: Willi Bang Kauf ve Reşid Rahmeti Arat, Paris'teki Uygurca metnin yeni bir transkripsiyonunu hazırlayıp Almanya'da yayımladılar. Arat daha sonra metni günümüz Türkçesine çevirerek 1936'da İstanbul'da bastırdı. Destan, 1970'te Millî Eğitim Bakanlığı'nın 100 Temel Eser dizisine girerek çok daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı; Muharrem Ergin'in açıklayıcı önsözüyle ve Uygurca metin de eklenerek yeniden yayımlandı, Ergin bu çalışmasında Bang ve Arat'ın metnini esas aldı.
Mitoloji kategorisinden
Kalevala: Finlandiya'nın Büyülü Şarkıları
Bir taşra hekimi, elinde sadece bir defterle Karelya ormanlarına daldı ve geri döndüğünde bir ulusun ruhunu taşıyordu.
Ra'nın Güneş Kayığı: Mısır Mitlerinde Bir Gün
Eski Mısırlılara göre güneş her akşam bir kayığa biner ve doğruca ölüler diyarına yelken açardı — ve şafak yeniden doğmadan önce devasa bir yılanla savaşması gerekirdi.
Yeti: Himalayaların Karlar Adamı
21.000 fitte bulunan tuhaf izler, bir albayı kurt sanmaya itti — ama Şerpa rehberleri, dünyaya bir yüzyıl boyunca yaşayacak bir isim armağan etti.
Orlando Furioso: Çılgına Dönen Şövalye
Şarlman'ın en sadık şövalyesi, bir kılıç darbesiyle değil, aşk yüzünden aklını kaybeder. Onu iyileştirmek için bir dostu uçan bir atla Ay'a gitmek zorunda kalır.
Dönüşümler: Ovidius'un Mitoloji Hazinesi
Augustus tarafından sürgüne gönderilmeden önceki son yıllarında bir şair, tanrıların da insanların da hiçbir biçimde sabit kalamadığı bir dünyayı anlatan bir şiir tamamladı — ve bu şiir imparatorluklardan daha uzun yaşadı.
Kayıp Cennet: Milton'ın İsyankâr Meleği
Kör bir şair, karanlıkta dize dize dikte ettirdiği bir destanla Tanrı'nın yollarını insanlara açıklamaya cüret etti — ve bu yolda Cehennem'in hükümdarını unutulmaz kıldı.