Kraken: Denizlerin Dev Canavarı
Bugün gemileri paramparça eden bir canavar olarak bildiğimiz Kraken, aslında Norveççede eğri büğrü bir kütük anlamına gelen sıradan bir kelimeden doğmuştu.
1646 yılında Christen Jensøn'un derlediği bir Norveç sözlüğünde, sonraları yüzyıllarca denizcilerin dilinden düşmeyecek bir kelime ilk kez yazıya geçirildi: kraken. O dönemde hakkında çok az şey biliniyordu ama bu, efsanenin resmi olarak kayda geçtiği ilk andı.
Efsane zamanla büyüdü. İtalyan gezgin Francesco Negri, 1700 tarihli bir seyahatnamesinde yaratıktan bahsetti. 1734'te ise Danimarka-Norveç kökenli misyoner Hans Egede, canavarı çok başlı ve pençeli bir yaratık olarak tanımladı ve onu ortaçağ efsanelerindeki hafgufa ile ilişkilendirdi.
Kraken'e bugünkü tanınan halini veren kişi ise 1753'te Danimarkalı piskopos Erik Pontoppidan oldu. Pontoppidan, yaratığı devasa boyutlarda bir ahtapot (polypus) olarak tanımladı ve gemileri sulara çekip batırdığına dair söylentileri kayda geçirdi. Bir din adamının ağzından çıkan bu anlatı, efsaneye ciddi bir meşruiyet kazandırdı.
Bilim dünyası da konudan tamamen habersiz değildi, ama yalnızca dolaylı biçimde. Carl Linnaeus, Microcosmus adını verdiği bir cinsten söz etmişti; bu terim, üzerine çeşitli başka organizmaların ya da oluşumların yerleştiği, bir tür koloni oluşturan hayvanları tanımlıyordu — canavarla ilgisi olmayan, teknik bir biyoloji tabiriydi. Yine de sonraki yazarlar Linnaeus'un bu yazısını, Thomas Bartholin'in hafgufa adlı balinasını ve Christian Franz Paullini'nin monstrum marinum'unu kraken geleneğiyle ilişkilendirdi. Ancak Linnaeus'un Systema Naturae'nin sonraki bir baskısına 'kraken' kelimesini not düştüğü iddiası hiçbir zaman doğrulanmadı. Fransız malakolog Denys-Montfort ise 19. yüzyılda devasa ahtapotların varlığına dair kendi araştırmalarını sürdürdü.
Edebiyat, efsaneyi ölümsüzleştirdi. Victor Hugo, 1866'daki Deniz İşçileri romanında Guernsey folklorundaki pieuvre ahtapotunu krakenle özdeşleştirdi. Jules Verne kısa süre sonra Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ta bu yaratığı işledi, ahtapot ile kalamar arasındaki farkı belirsizleştirerek günümüze kadar süren bir kafa karışıklığına zemin hazırladı.
Mitoloji kategorisinden
Kalevala: Finlandiya'nın Büyülü Şarkıları
Bir taşra hekimi, elinde sadece bir defterle Karelya ormanlarına daldı ve geri döndüğünde bir ulusun ruhunu taşıyordu.
Ra'nın Güneş Kayığı: Mısır Mitlerinde Bir Gün
Eski Mısırlılara göre güneş her akşam bir kayığa biner ve doğruca ölüler diyarına yelken açardı — ve şafak yeniden doğmadan önce devasa bir yılanla savaşması gerekirdi.
Yeti: Himalayaların Karlar Adamı
21.000 fitte bulunan tuhaf izler, bir albayı kurt sanmaya itti — ama Şerpa rehberleri, dünyaya bir yüzyıl boyunca yaşayacak bir isim armağan etti.
Orlando Furioso: Çılgına Dönen Şövalye
Şarlman'ın en sadık şövalyesi, bir kılıç darbesiyle değil, aşk yüzünden aklını kaybeder. Onu iyileştirmek için bir dostu uçan bir atla Ay'a gitmek zorunda kalır.
Dönüşümler: Ovidius'un Mitoloji Hazinesi
Augustus tarafından sürgüne gönderilmeden önceki son yıllarında bir şair, tanrıların da insanların da hiçbir biçimde sabit kalamadığı bir dünyayı anlatan bir şiir tamamladı — ve bu şiir imparatorluklardan daha uzun yaşadı.
Kayıp Cennet: Milton'ın İsyankâr Meleği
Kör bir şair, karanlıkta dize dize dikte ettirdiği bir destanla Tanrı'nın yollarını insanlara açıklamaya cüret etti — ve bu yolda Cehennem'in hükümdarını unutulmaz kıldı.