Alan Turing: Savaşı Kısaltan Matematikçi
Utangaç bir Cambridge öğrencisi, kırılamaz sanılan bir Alman şifresini çözmek için saf mantıktan bir makine tasarladı — ve bu arada, sessizce bilgisayar fikrinin temelini attı.
1912'de Londra'nın Maida Vale semtinde, Britanya Hindistanı'ndan yeni dönmüş Julius Mathison Turing ve Ethel Sara Turing (kızlık soyadı Stoney) çiftinin oğlu olarak Alan Mathison Turing dünyaya geldi. Daha küçük yaşlardan itibaren öğretmenleri onda farklı bir şey fark etti; ilk okulunun başöğretmeni, zeki çocuklar ve çalışkan çocuklar gördüğünü ama Alan'ın bir dâhi olduğunu söylemişti. Sherborne Okulu'ndayken henüz derslerinde türev ve entegrasyon konularını öğrenmeden ileri matematik problemleri çözmeye başlamış, on altı yaşında Einstein'ın Newton'un hareket yasalarına yönelttiği eleştirileri kendi kendine kavramıştı.
Turing, Cambridge King's College'da eğitim gördü ve seçkin bir dereceyle mezun oldu; 1938'de Princeton Üniversitesi'nden doktora aldı. 28 Mayıs 1936'da sunduğu 'Hesaplanabilir Sayılar: Karar Verme Probleminin bir Uygulaması' başlıklı önemli makalesinde, sonradan Turing makinesi olarak anılacak kavramı ortaya koydu: bir algoritmayla ifade edilebilecek her problemin, kuramsal olarak böyle bir makineyle çözülebileceğini gösteren soyut bir model. Bu fikir, sonraki tüm bilgisayarların kavramsal temelini oluşturacaktı.
II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Turing, Britanya'nın şifre kırma merkezi Bletchley Park'taki Government Code and Cypher School'a katıldı. Alman deniz kuvvetlerinin Enigma makinesiyle ürettiği şifreleri kırmakla görevli Hut 8 bölümünü yönetti. Savaş öncesi Polonya'nın geliştirdiği bomba yöntemini temel alarak, Enigma ayarlarını bulmayı büyük ölçüde hızlandıran teknikler ve makineler geliştirdi.
Ultra kod adıyla anılan bu istihbarat, Atlantik Muharebesi ve diğer önemli çatışmalarda Müttefiklerin Alman deniz hareketlerini izleyip karşılık vermesinde belirleyici oldu. Çalışmaları Resmi Sırlar Yasası kapsamında olduğu için, savaşın en sonuç belirleyici katkılarından biri olabilecek bu emek, Turing'in yaşamı boyunca kamuoyunca neredeyse hiç bilinmedi.
1945 sonrasında Turing, kuramdan pratiğe geçti. National Physical Laboratory'de erken dönem saklı program bilgisayar tasarımlarından biri olan Automatic Computing Engine'i tasarladı. 1948'de Manchester Üniversitesi'nde Max Newman'ın Computing Machine Laboratory'sine katılarak ilk Manchester bilgisayarlarının geliştirilmesine katkıda bulundu. Merakı bu kez biyolojiye yöneldi: morfogenezin kimyasal temelleri üzerine yazdı ve 1960'lara kadar deneysel olarak gözlemlenmeyecek salınımlı kimyasal tepkimeleri öngördü.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.