Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Everest, 1850'lerden itibaren dünyanın en yüksek noktası olarak bilinince adeta bir tutkuya dönüştü. Alp dağcılığının altın çağının dağcıları, bu yüksekliğin tırmanışı fiziksel olarak imkânsız kılıp kılmadığını sorguladı. 1924 İngiliz keşif seferinde dağda kaybolan George Mallory, tırmanmak istemesinin nedenini 'çünkü orada' diye özetlemişti; bu söz, cesedinin yetmiş beş yıl bulunamayacağı bir gizemle birlikte dağcılık tarihine kazındı.
İlk girişimlerin çoğu, Tibet üzerinden kuzey yakasından yapılmıştı; ama Çin'in Tibet'i ilhak etmesiyle bu rota tamamen kapandı. Dağcılar gözlerini güneydeki Nepal'e çevirdi. 1952'de Nepal tarafından tırmanan bir İsviçre ekibi, güneydoğu sırtında yaklaşık 8.595 metreye ulaşarak yeni bir yükseklik rekoru kırdı ve zirveye bir yol olabileceğini kanıtladı.
İngiltere için zaman daralıyordu. Fransızların 1954, İsviçrelilerin 1955 için izinleri vardı; İngilizler 1953'ü kaçırırsa belki 1956'ya kadar bir şans bulamayacaklardı. Alpine Club ve Royal Geographical Society'nin Joint Himalayan Committee'si tartışmalı bir liderlik kararı aldı: 1951 keşif seferini ve 1952 Cho Oyu seferini yönetmiş olan favori Eric Shipton yerine, askeri liderlik deneyiminin başarı şansını artıracağına inandıkları Albay John Hunt'ı seçtiler.
Bu karar, Shipton'a bağlı birçok ekip üyesini tedirgin etti. Charles Evans daha sonra Shipton'ın 'katil içgüdüsünden' yoksun olduğunun söylendiğini, kendisine göre bunun kötü bir şey olmadığını belirtti. Edmund Hillary değişikliğe en çok karşı çıkanlardan biriydi, ama Hunt'la tanışıp onun bu değişikliğin kötü yönetildiğini kabul etmesiyle fikrini değiştirdi. Komite üyesi Larry Kirwan'ın, doğru kararın en kötü şekilde alındığını söylediği aktarılır.
Parayı bulmak da başlı başına bir mücadeleydi. Hunt sonradan, geçmişteki bir dizi başarısızlıkla lekelenmiş bu girişim için, komite üyelerinin kendi ceplerinden başka güvence olmaksızın büyük fonlar toplamanın kaygısını yazdı. O kış Galler'deki Snowdonia'da eğitim yapıldı; ekip, Pen-y-Gwryd otelini üs olarak kullanıp Snowdon ve Glyderau'da pratik yaptı, oksijen ekipmanını Capel Curig yakınlarındaki bir dağcı barınağında test etti.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.
Mevlana ve Şems: Ruhun İki Yarısı
Baştan ayağa kara giyinmiş bir yabancı, Konya'daki bir handa aradığı şeyi bulmadan önce kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.