Mevlana ve Şems: Ruhun İki Yarısı

Baştan ayağa kara giyinmiş bir yabancı, Konya'daki bir handa aradığı şeyi bulmadan önce kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.

Rakipler ve dostluklar · 3 dakika ·

Mevlana ve Şems: Ruhun İki Yarısı
Hossein Behzad, Public domain, via Wikimedia Commons

15 Kasım 1244'te, baştan ayağa siyahlar giymiş bir adam Konya'nın meşhur Şekerciler Hanı'na geldi. Kendini gezgin bir tüccar olarak tanıttı. Hacı Bektaş Veli'nin Makalât'ında anlatıldığına göre, bu yabancı — Şems-i Tebrizî — Konya'da bulacağı bir şeyi arıyordu. Sonunda onu, kara bir at üzerinde şehirde dolaşan saygın bilgin Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'de buldu.

İlk karşılaşmaları birkaç farklı biçimde anlatılır, ama öykünün çekirdeği hep aynıdır. Mevlânâ büyük bir kitap yığınının yanında otururken Şems geçer ve ne yaptığını sorar. Mevlânâ küçümseyerek, bunun Şems'in anlayamayacağı bir şey olduğunu söyler. Bir rivayette Şems bunun üzerine kitapları yakındaki bir havuza fırlatır; Mevlânâ telaşla kitapları çıkardığında hepsi kupkurudur. Başka bir rivayette kitaplar aniden alev alır. Her iki durumda da Mevlânâ açıklama istediğinde Şems, kendisine az önce verilen cevabı aynen geri verir: bu, anlaşılamayacak bir bilgidir.

Şems'in o günden öncesine dair kesin bilgi azdır. Mevlânâ'nın kırk gün beraberinde bulunmuş yakın dostu Sipah Salar, Şems'i İmam Alâeddin'in oğlu olarak anar. Eflâkî ise Menâkıbü'l-Ârifîn'de babasının 'Ali, dedesinin Malikdad olduğunu yazar. Türk kaynaklarına göre ise babası Ali bin Melikdad, ticaret için Horasan'dan Tebriz'e yerleşmiş bir tüccardır. Gençliğinde medrese eğitimi almadığı, ruhsal hâller yaşadığı, semâ yaptığı ve riyazette bulunduğu rivayet edilir. Tebrizli şeyh Ebûbekir Selebâf'a bağlanmış, on dört yıl ona hizmet etmiş, geçimini sepet örerek sağlamıştır. Bu gezgin yaşayışı yüzünden kendisine 'uçan Şemseddin' denmiştir.

Mevlânâ ile beraberliği üç ile üç buçuk yıl sürmüştür. Bu süre onun hayatında yeni ufuklar açmış, Mevlânâ'yı ilahî aşkın potasında eriterek kâmil bir Hak âşığına dönüştürmüştür. Bir süre Şam'a gitmiş, sonra Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'in çağrısıyla Konya'ya dönmüştür. Mevlânâ onu şehirde tutabilmek için evlatlığı Kimya Hatun ile evlendirmeye ikna etmiş, fakat Mevlânâ'nın küçük oğlu Alâeddin Kimya Hatun'a gizlice âşık olduğundan bu durumu kaldıramamış ve Şems karşıtlarının safına geçmiştir.

Şems'in sonu bir muammadır. Hicri 645, miladi 1247'de, Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişimi hazmedemeyenler tarafından öldürüldüğü mü, yoksa geldiği gibi habersiz Konya'yı terk ettiği mi bilinmez. Sultan Veled Velednâme'sinde sadece Şems'in Konya'dan sırra kadem bastığını yazar, ayrıntı vermez. Bazı rivayetlere göre Alâeddin de onu öldürenler arasındadır. Bir rivayete göre ise Şems geceleyin gizlice Konya'dan ayrılıp Hoy şehrine gitmiş, orada yaşamış ve vefat etmiştir. Doğum ve ölüm yılları kaynaklara göre değişse de, hayatının 1185 ile 1247/1248 arasına yayıldığı kabul edilir.