Dolmabahçe: Boğazdaki Son Saray

Bir padişah, yıllık vergi gelirinin dörtte birini bir sarayı doldurmak için harcadı — ve o saray, imparatorluğundan daha uzun yaşadı.

Mimari yapılar ve anıtlar · 3 dakika ·

Dolmabahçe: Boğazdaki Son Saray
Diego Delso, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

Boğaziçi'nin bir zamanlar açık bir koy olduğu yerde, Osmanlı donanması yüzyıllarca demir attı. Zamanla dolan bu koy, padişahların hoşlandığı bir hasbahçeye dönüştü: dolma bahçe. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar boyunca burada küçük ahşap köşkler yükseldi; bu topluluk uzun süre Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anıldı. Eski Topkapı Sarayı'nı çağının gerisinde bulan padişahlar için burası bir kaçış noktasıydı.

Otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid, hanedanın Avrupa saraylarıyla yarışabilecek görkemde bir yapıya ihtiyacı olduğuna karar verdi. İnşaat 1843'te Hacı Said Ağa'nın gözetiminde başladı; projeyi Ermeni saray mimarları Garabet Balyan, oğlu Nigoğayos Balyan ve Evanis Kalfa hayata geçirdi. 1853'te saray büyük ölçüde tamamlanmıştı, fakat o yıl sarayı ziyaret eden Fransız bir gezgin süslemelerin bitmediğini, mobilyaların henüz yerleştirilmediğini aktarır. Saray, Kırım Savaşı'nı sona erdiren Paris Antlaşması'nın ardından, 7 Haziran 1856'da resmen açıldı.

Maliyeti baş döndürücüydü: beş milyon Osmanlı lirası, yaklaşık 35 ton altın karşılığı — imparatorluğun yıllık vergi gelirinin dörtte biri kadar, günümüz değeriyle üç milyar dolara yakın bir meblağ. Hazine bu parayı para birimini değersizleştirerek, kâğıt para basarak ve dış borçlanmayla karşıladı; bu yük, Osmanlı Devleti'ni 1875'teki temerrüde ve 1881'de kurulan, Avrupa devletlerinin mali denetimindeki Düyun-ı Umumiye İdaresi'ne sürükleyen etkenlerden biri oldu. Abdülmecid'in kendisi bu muhteşem eserinde ancak beş yıl kadar yaşayabildi.

Doldurulan bu kıyıda yükselen yapı, imparatorluğun daha önce inşa ettiği hiçbir şeye benzemiyordu. Sarayın kendisi 45.000 metrekarelik bir alanı kaplarken, çevresindeki bahçe ve arazi toplamda 250.000 metrekareye ulaşıyordu. 285 oda, 46 salon, altı hamam ve 68 tuvaletiyle Dolmabahçe, Barok, Rokoko ve Neoklasik unsurları geleneksel Osmanlı yaşam düzeniyle harmanlıyordu. Denizden bakıldığında, Avrupa kıyısı boyunca yaklaşık 600 metre uzanan cephesi tamamen Avrupaî bir görünüm sunuyordu; ama içeride yapı katı biçimde Osmanlıydı: devlet işleri ve erkek ziyaretçiler için güney kanadı Mabeyn-i Hümâyûn, padişahın eşleri, gözdeleri ve annesi için sekiz birbirine bağlı daireden oluşan, dış dünyadan sıkı sıkıya yalıtılmış kuzey kanadı Harem-i Hümâyûn.