Ayasofya: 1500 Yıllık Kubbenin Hikayesi

Aynı toprak parçası üzerinde art arda üç kilise yanıp yıkıldı — ve sonunda yükselen yapı, imparatorlukları da inançları da geride bırakarak bugüne ulaştı.

Mimari yapılar ve anıtlar · 2 dakika ·

Ayasofya: 1500 Yıllık Kubbenin Hikayesi
Arild Vågen, CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

Hikaye, bugün görülen muazzam kubbeyle değil, bir yangınla başlar. 360 yılında İmparator II. Constantius, 'Büyük Kilise' anlamına gelen Magna Ecclesia'yı, imparatorluk sarayının yakınında ahşap çatılı bir bazilika olarak açtı. İnşaatını Hristiyanlığı resmî din ilan eden babası Büyük Konstantin başlatmıştı. Bu ilk Ayasofya, 404 yılında Patrik Aziz İoannis Hrisostomos'un sürgüne gönderilmesi üzerine patlak veren isyanlarda yanarak yok oldu.

Yerine, İmparator II. Theodosius'un emriyle ikinci bir kilise inşa edildi ve 10 Ekim 415'te açıldı. Mimar Rufinos'un tasarladığı bu yapı da ahşap çatılı, beş nefli bir bazilikaydı; 381'de gerçekleşen ve gelenekte Birinci İstanbul Konsili olarak bilinen İkinci Ekümenik Konsil'e Aya İrini ile birlikte ev sahipliği yaptığı sanılır. Ama bu ikinci Ayasofya da aynı kaderi paylaştı: 13-14 Ocak 532'deki Nika Ayaklanması sırasında yakılıp yıkıldı. 1935'teki kazılarda bu yapıya ait sütunlar, başlıklar, on iki havariyi temsil eden kuzu kabartmalı mermer bloklar gün yüzüne çıktı.

Bu yıkımın ardından benzersiz bir eser doğdu. İmparator I. Justinianus, Miletli İsidoros ve Trallesli Antemius'a üçüncü Ayasofya'yı yaptırdı. 532-537 yılları arasında, yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve büyük bir servetin harcandığı bu inşaat, dünyanın en büyük iç mekânını ve ilk tam kubbe geçişli yapılarından birini ortaya çıkardı — mimarlık tarihini değiştiren bir mühendislik atılımıydı. Kullanılan sütun, kapı ve taşların bazıları daha eski tapınaklardan getirilmişti, bu da binaya kendi içinde katmanlı bir tarih kazandırdı.

Ayasofya, Cluny'deki manastır kilisesi 12. yüzyılda tamamlanana dek beş yüz yılı aşkın süre dünyanın en büyük kilisesi olarak kaldı. Konstantinopolis Patrikliği'nin katedrali ve Doğu Ortodoks Kilisesi'nin ruhani merkeziydi. Ancak kubbesi kusursuz değildi: 7 Mayıs 558'de, binanın doğu kısmıyla birlikte bir kez çöktü. Miletli İsidoros onarımı üstlendi; dışarıdan payandalar, alçak bir kasnak ve yükü hafifletmek için kırk pencere ekleyerek kubbeyi yükseltti.