Notre-Dame: Küllerinden Doğan Katedral
Kulesinin çöktüğü yerde bir zamanlar Jüpiter'e adanmış bir tapınak vardı — sekiz yüzyıllık taş, devrimden yangına kadar her şeye rağmen ayakta kaldı.
Notre-Dame'ın altında, 1710'da işçilerin bulduğu Kayıkçılar Sütunu, burada bir zamanlar Gallo-Romen bir Jüpiter tapınağının bulunduğuna işaret eder. 4. ya da 5. yüzyılda yerini Saint Étienne adlı bir Hristiyan kilisesi almıştı; sonraki katedralin yaklaşık yarısı büyüklüğünde, girişi bugünkü cepheden 40 metre kadar batıdaydı.
1163'te Piskopos Maurice de Sully çok daha büyük bir yapının inşasına başladı. Koro kısmı 1182 veya 1185'te tamamlandı, uçan payandalı sahın 1200 civarında bitti, kuleler 1210-1220 arasında yükseldi, batı gül penceresi 1220'de tamamlandı. Jean de Chelles 1250'lerde kuzey transepti uzatarak daha fazla ışık sağladı; 1270'te Pierre de Montreuil güney transepti ve gül penceresini bitirdi. Yapı, serbest duran uçan payandaların kullanıldığı dünyadaki ilk binalardan biriydi — bu çözüm, ince Gotik duvarların kendi yükseklikleri altında çatlamaya başlamasıyla doğan bir zorunluluktu.
Katedral, Fransız tarihinin dönüm noktalarına şahitlik etti. 1804'te Napoleon kendini burada İmparator ilan etti. Daha önce, Devrim sırasında, Paris Komünü 1790'da katedraldeki bronz, kurşun ve değerli metalleri eritilmek üzere söktü; 1793'te yapı önce bir Akıl Tapınağı'na, ardından Yüce Varlık Tapınağı'na çevrildi. Devrimciler, Krallar Galerisi'ndeki heykellerin Fransız krallarına ait olduğunu sanıp kafalarını kopardılar. Bu kafalar ancak 1977'de bulundu ve şimdi Musée de Cluny'de sergileniyor.
Napoleon, 1801-1802 Concordat'ı ile katedralin kullanımını Katolik Kilisesi'ne geri verdi, ancak mülkiyeti devlette kaldı — 1905'ten beri süregelen bu düzenleme hâlâ geçerli. 19. yüzyılda yapı bakımsız kalmıştı; Victor Hugo'nun 1831'de yayımlanan Notre-Dame de Paris romanı, katedrale duyulan ilgiyi yeniden alevlendirdi. 1844-1864 arasında Jean-Baptiste Lassus ve Eugène Viollet-le-Duc, orijinal Gotik ruhuna uygun eklemelerle büyük bir restorasyon gerçekleştirdi.
Katedral, 2019'daki ünlü yangınından önce bir kez daha yanmanın eşiğinden döndü. 1871'de, Paris Komünü'nün son günlerinde Komünarlar binayı ateşe vermeye hazırlandı, ancak yangının bitişikteki kalabalık bir yaşlılar hastanesini de yakacağını fark edip vazgeçtiler. 1944'te ise Notre-Dame başka bir 'ateşe' şahit oldu: 26 Ağustos'ta General Charles de Gaulle, Paris'in kurtuluşunu özel bir ayin ve Magnificat ilahisiyle kutladı.
Mimari kategorisinden
Stonehenge: Taşların Sırrı
4.500 yıldan uzun süredir bir taş halkası, yılda yalnızca iki gün doğan ve batan güneşi izliyor — ve bunun neden yapıldığını bugün kesin olarak bilen yok.
Pantheon: 2000 Yıldır Ayakta Duran Kubbe
İki bin yıl önce dökülen bir beton kubbe, hâlâ dünyanın en büyük donatısız beton kubbesi unvanını taşıyor — ve gökyüzüne açılan deliğinden hâlâ yağmur süzülüyor.
Süleymaniye: Sinan'ın "Kalfalık" Eseri
Londra'nın gürültülü Kingsland Yolu'nda, Britanya'nın en yüksek minaresi sessizce göğe uzanır. Ama bu hikâye, Mimar Sinan'ın on altıncı yüzyıl İstanbul'unda değil, 1990'ların Hackney semtinde başlar.
Mostar Köprüsü: Yıkılan ve Yeniden Doğan
427 yıl boyunca Neretva'nın üzerinde taştan bir gökkuşağı gibi durdu. 1993'te birkaç gün içinde yok oldu.
Hoover Barajı: Çölü Yenen Beton
Black Kanyon'un kavurucu sıcağında binlerce işçi, dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük beton yapıyı inşa etti — ve bunu planlanandan iki yıl önce, yüzden fazla insanın hayatı pahasına tamamladı.
Neuschwanstein: Masal Şatosu ve "Deli Kral"
Kendi sarayından kaçmak isteyen bir kral, dünyanın en ünlü masal şatosunu inşa ettirdi — ama içinde yaşamaya ömrü yetmedi.