Kurtuba Ulu Camii: Sütunlar Ormanının Değişen Yüzü

Kızıl-beyaz nal biçimli kemerlerden oluşan taş bir orman düşünün; şimdi bu ormanın tam ortasında, yüzyıllar sonra büyümüş bir Rönesans katedrali hayal edin — Kurtuba Camii işte böyle çift katmanlı bir mucize.

Mimari yapılar ve anıtlar · 3 dakika ·

Kurtuba Ulu Camii: Sütunlar Ormanının Değişen Yüzü
Toni Castillo Quero, CC BY-SA 2.0, via Wikimedia Commons

Kurtuba'da, halkın sadece Mezquita dediği yapıya girdiğinizde ilk hissettiğiniz şey bir yön kaybıdır: her yöne uzanan, kırmızı-beyaz çizgili at nalı kemerler, yüzlerce sütun üzerinde art arda dizilir. Göz belli bir noktaya değil, tekrarın ve gölgenin ritmine sürüklenir. Sonra aniden bu sütun ormanı açılır ve karşınıza gotik kemerler, altın yaldızlı bir Rönesans katedrali çıkar — sütunlar dikildikten yüzyıllar sonra yapının tam ortasına yerleştirilmiş bir katedral nefi.

Hikâye 785 yılında başlar. Endülüs Emevi Emirliği'nin kurucusu I. Abdurrahman, geleneksel anlatılara göre bir zamanlar Saragossa'lı Aziz Vincentius'a adanmış bir Vizigot kilisesinin bulunduğu arazide büyük bir cami inşa edilmesini emreder. Rivayete göre, Emevilerin İber Yarımadası'nı fethinden sonra Hristiyanlar ve Müslümanlar bu alanı paylaşmış, Abdurrahman kilisenin Hristiyanlara ait yarısını yüz bin dinar ödeyerek satın almış, yapıyı yıkıp yerine camiyi kurmuş; buna karşılık şehir surlarının dışında Hristiyanlara kilise yapma izni vermiştir. Bugün arkeologlar bu anlatıyı tartışıyor; alanda geç Roma ya da Vizigot dönemine ait yapı kalıntıları bulunsa da, ne kilisenin ne de ilk caminin tam konumu kesin olarak tespit edilebilmiştir; bazı araştırmacılar kilise varlığına dair mezarlık ya da Hristiyan ikonografisi gibi somut kanıt bulunmadığını öne sürmektedir.

Daha önce ne olursa olsun, cami hızla yükseldi: 785'te başlayan inşaat bir yıl içinde, yaklaşık 786'da tamamlanarak 75x100 metre boyutlarında bir mabet ortaya çıktı. Bu boyut uzun sürmedi. Sonraki Emevi hükümdarları camiyi sürekli büyüttü. 833'te II. Abdurrahman doğu ve batıya sahınlar ekleyerek toplam sahın sayısını on bire çıkardı. III. Abdurrahman 958'de tamamlanan bir minare ekledi. Oğlu II. Hakem ise 961 civarında on bir sahın ve on bir kemer daha ekleyerek yapının toplam uzunluğunu 47,5 metreye çıkardı; 971'de tamamlanan zengin süslemeli yeni bir mihrap ve maksure de onun eseridir — tüm bu eklemeler ilk üslubu bozmadan, aynı dilde yapıldı.

Bu genişlemeler sonunda cami, 175 metre uzunluğunda, 134 metre genişliğinde, 12,20 metre yüksekliğinde kalın bir duvarla çevrili muazzam bir yapıya dönüştü. İlhan Özkeçeci'ye (2006) atfedilen bir kaynağa göre camide 1293 sütun bulunmaktadır; ayrı bir kaynak ise kemerleri taşıyan sütunların 850 adet olduğunu belirtir. Her iki durumda da bu yapı, dünyanın en fazla sütuna sahip mabetlerinden biri kabul edilir. On dokuz paralel sütun sırası, dik açıyla kesişen otuz altı sırayla bir ızgara deseni oluşturuyordu. Yalnızca bu camide görülen çift katlı kemerler, sütunları kısa tutarken çatıyı yükseltmeyi mümkün kılıyordu.

At nalı biçimli mihrap, eşsiz güzellikteki sütunlarla çevriliydi; yanındaki minber fildişi, değerli taşlar ve altın çivilerle işlenmişti. Duvarlardaki lacivert zemin üzerine altınla yazılmış kûfi yazılar bu ihtişamı tamamlıyordu. Bu sadece bir ibadet mekânı değil, Kurtuba Emevilerinin gücünün taşa işlenmiş bir beyanıydı.