24 Temmuz 1911: Machu Picchu'nun Dünyaya Duyurulduğu Gün

1911 yılının serin bir Temmuz sabahında, Amerikalı bir tarihçi Urubamba Nehri üzerindeki sarp bir sırtı tırmandı; öğleye varmadan, unutulmuş bir İnka şehri tüm dünyanın gündemine girecekti.

Tek bir günün hikayesi · 2 dakika ·

24 Temmuz 1911: Machu Picchu'nun Dünyaya Duyurulduğu Gün
Martin St-Amant (S23678), CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

24 Temmuz 1911 sabahı, Hiram Bingham, Peru'nun güneyinde, Cusco'ya yakın Urubamba Nehri kıyısındaki bir kamptan yola çıktı. Henüz ünlü bir kâşif değildi; bölge halkından duyduğu, nehrin derin ve subtropikal vadisinin yukarısında bir yerlerde saklı olduğu söylenen harabelerin izini sürüyordu.

Nehir kıyısında yaşayan yerli çiftçiler, üstlerindeki sırtta duran taş duvarların varlığından uzun zamandır haberdardı. O gün Bingham'a bu bölgede yaşayan biri rehberlik etti ve onu, Keçuva dilinde 'eski zirve' anlamına gelen Machu Picchu ile 'genç zirve' anlamına gelen Huayna Picchu adlı iki dağ arasındaki eyere doğru diken diken patikalardan yukarı çıkardı.

Tırmanış zorluydu. 2.430 metre yükseklikteki sırt, bulut ormanıyla kaplıydı ve yol, nesillerdir dokunulmamış bitki örtüsüyle tıkanmıştı. Bingham o sabah çalılıkların içinden ilerlerken, Peru'lu kâşif Agustín Lizárraga'nın da 20. yüzyılın başlarında aynı yere ulaşmış olduğundan habersizdi — harabeler aslında herkes için değil, sadece vadinin dışındaki geniş dünya için kayıptı.

Bingham sırtın tepesine ulaştığında, bitki örtüsü yerini olağanüstü bir manzaraya bıraktı: yüzyıllardır ayakta kalmış, klasik İnka üslubunda harç kullanılmadan örülmüş kuru taş duvarlar. Sonradan Güneş Tapınağı, Üç Pencere Tapınağı ve Intihuatana ayin taşı olarak tanımlanacak yapılar, yaklaşık 1450 yılında, muhtemelen İnka hükümdarı Pachacutec için bir saray malikânesi olarak inşa edilmiş bu şehrin kalıntılarıydı.

Şehir, yaklaşık 1420-1530 yılları arasında kullanılmıştı. Bir malikâne olarak faal olduğu dönemde burada yaklaşık 750 kişi yaşıyordu; çoğu kalıcı hizmetkârlardı, bunlara din adamları ve geçici işçiler eklenirdi. Kış aylarında, daha zorlu geçen bu mevsimde, sayı birkaç yüz kişiye kadar düşerdi. Şehir sonunda İspanyol istilası döneminde terk edildi; nüfusu belki de istilacılardan önce yayılan çiçek hastalığıyla azalmıştı.