Sultanahmet Camii: Altı Minarenin Hikayesi
Hiçbir savaş zaferi olmayan bir padişah, hazineyi Ayasofya'ya rakip olacak bir cami için harcamaya kalkıştı — ve din alimleri cami bitmeden namaz kılınmasını yasaklamaya çalıştı.
1609 yılında I. Ahmed, zor bir dönemden geçiyordu. Zsitvatorok Barışı Osmanlı gururuna ağır bir darbe indirmişti ve selefleri gibi bir fetih zaferi de yoktu. Geleneğe göre bir padişah, imparatorluk camisini fetih ganimetiyle inşa etmeliydi. Ahmed'in eli boştu; buna rağmen, Allah'ın rızasını kazanmak umuduyla büyük bir cami yaptırmaya karar verdi.
Seçtiği yer olağanüstüydü: eski Bizans Hipodromu'nun güneydoğu kenarı, o dönemde camiye çevrilmiş olan Ayasofya'nın karşısı. Burada bir zamanlar hipodromun tribünleri ve imparatorluk locası bulunuyordu; bunların kalıntıları 20. yüzyıl başındaki kazılarda caminin avlusunda ortaya çıktı. İnşaat için Sokollu Mehmet Paşa gibi önemli vezirlerin saraylarının yıkılması gerekti, bu da hem maliyetli hem de tartışmalı bir süreçti.
Maliyet, imparatorluğun ekonomik sıkıntılarıyla birleşince ulemanın sert tepkisini çekti; fetihsiz bir padişahın hazineyi böyle bir proje için harcamaya hakkı olmadığını savundular, kimileri Müslümanların burada namaz kılmasını bile yasakladı. Ahmed yine de kararlıydı. İnşaat 1609'da, Sinan'ın öğrencisi Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa yönetiminde başladı ve 1617'deki açılış törenine kadar sürdü — bazı kitabelerde 1616 tarihi geçse de. Ahmed aynı yıllarda hayatını kaybetti; son hesap raporlarını kendisi değil, ardılı I. Mustafa imzaladı.
Ortaya çıkan yapı, ölçek olarak Ayasofya'ya doğrudan bir cevaptı. İbadet mekânı 64x72 metre boyutundadır, 23,5 metre çapında ve 43 metre yüksekliğinde merkezi kubbesi dört yarım kubbe ve köşe kubbeleriyle çevrilidir. Altı minaresiyle Türkiye'nin altı minareli ilk camisi unvanını taşır. Mehmed Ağa, planında hocası Sinan'ın Şehzade Camii'nden esinlendi, ama tarihçiler onun üslubunu daha 'heykelsi', detaya ve süslemeye daha düşkün olarak tanımlar.
İçeride, camiye Batılıların 'Mavi Cami' adını verdiği o muhteşem bezeme programı göz kamaştırır: Kasap Hacı ve Kapadokyalı Barış Efendi yönetiminde üretilmiş 20 binden fazla İznik çinisi, elli farklı lale desenine dayanan mavi, yeşil ve beyaz motiflerle duvarları kaplar. Alt seviyeler geleneksel desenler taşırken, üst galerilerde çiçek, meyve ve servi motifleri göze çarpar. Bazı çiniler, 1574'te yanan Topkapı Sarayı haremınden buraya taşınmıştır. Venedik sinyorunun hediyesi 200'den fazla renkli cam pencere ışığı süzer, bugün avizelerle desteklenir. Kur'an'dan alınan hat yazıları büyük ölçüde Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubari'nin elinden çıkmıştır.
Mimari kategorisinden
Stonehenge: Taşların Sırrı
4.500 yıldan uzun süredir bir taş halkası, yılda yalnızca iki gün doğan ve batan güneşi izliyor — ve bunun neden yapıldığını bugün kesin olarak bilen yok.
Pantheon: 2000 Yıldır Ayakta Duran Kubbe
İki bin yıl önce dökülen bir beton kubbe, hâlâ dünyanın en büyük donatısız beton kubbesi unvanını taşıyor — ve gökyüzüne açılan deliğinden hâlâ yağmur süzülüyor.
Süleymaniye: Sinan'ın "Kalfalık" Eseri
Londra'nın gürültülü Kingsland Yolu'nda, Britanya'nın en yüksek minaresi sessizce göğe uzanır. Ama bu hikâye, Mimar Sinan'ın on altıncı yüzyıl İstanbul'unda değil, 1990'ların Hackney semtinde başlar.
Mostar Köprüsü: Yıkılan ve Yeniden Doğan
427 yıl boyunca Neretva'nın üzerinde taştan bir gökkuşağı gibi durdu. 1993'te birkaç gün içinde yok oldu.
Hoover Barajı: Çölü Yenen Beton
Black Kanyon'un kavurucu sıcağında binlerce işçi, dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük beton yapıyı inşa etti — ve bunu planlanandan iki yıl önce, yüzden fazla insanın hayatı pahasına tamamladı.
Neuschwanstein: Masal Şatosu ve "Deli Kral"
Kendi sarayından kaçmak isteyen bir kral, dünyanın en ünlü masal şatosunu inşa ettirdi — ama içinde yaşamaya ömrü yetmedi.