Londra Kulesi: Kalenin Karanlık Hikayeleri

Bir zamanlar Londra halkına boyun eğdirmek için dikilen bu kale, sonraları krallardan casuslara, gelecekteki bir kraliçeye kadar pek çok insanı duvarları arasında hapsetti. Taş yığınının ardında saklanan hikâye, tacın ve zindanın aynı çatı altında nasıl bir arada durabildiğini anlatıyor.

Mimari yapılar ve anıtlar · 2 dakika ·

Londra Kulesi: Kalenin Karanlık Hikayeleri
Bob Collowan, CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

1066 yılının son aylarında, Norman Fethi'nin ardından İngiltere'ye hakim olan I. William, Thames Nehri'nin kuzey kıyısında bir kale inşa edilmesini emretti. 1078'de tamamlanan Beyaz Kule, Fransa'dan getirtilen Cear taşlarıyla yükseldi; inşaat, Rochester Piskoposu'nun mimarlığında gerçekleştirildi. O dönemin Londralıları için bu yapı bir korumadan çok, Norman yönetici sınıfının şehre dayattığı otoritenin somut simgesiydi.

Bazı yazarlar — Shakespeare da dahil — kulenin kökenini Julius Caesar'a bağlamışsa da bu tamamen bir söylenceden ibarettir; gerçek kuruluş 1066-1078 arasına, Norman Fetih dönemine dayanır. Beyaz Kule'nin kendisi, 11. yüzyıl mimarisinin en önemli örneklerinden biri sayılır ve İngiltere'nin en eski ve en kapsamlı taş yapılarından biridir.

12. yüzyılda tahta çıkan Aslan Yürekli Richard, kulenin çevresini güçlü duvarlarla kuşattı ve etrafına su dolu bir hendek kazdırdı. Sonraki dönemlerde III. Henry ve I. Edward'ın katkılarıyla kale, birbirini kuşatan iki savunma duvarı ve hendekle çevrili karmaşık bir yapıya dönüştü; iç avlu Beyaz Kule'yi, orta avlu I. Richard döneminde inşa edilen duvarları, dış avlu ise I. Edward'ın 1285'te tamamladığı surları kapsıyordu. 13. yüzyılın sonlarında oluşan bu genel düzen, sonraki yüzyıllarda büyük ölçüde değişmeden korundu.

Londra Kulesi zaman içinde çok farklı işlevler üstlendi: cephanelik, hazine, hayvanat bahçesi, darphane, kamu kayıt ofisi ve İngiltere'nin Kraliyet Mücevherleri'nin saklandığı yer oldu. 14. yüzyıl başlarından II. Charles dönemine kadar, hükümdarlar taç giyme törenleri öncesinde geleneksel olarak kulede birkaç gece geçirir, buradan Westminster Manastırı'na tören alayıyla ilerlerdi.

Ancak kulenin en karanlık ünü, 1100'den 1952'ye kadar hapishane olarak kullanılmasından gelir. Bu dönemin en gizemli olaylarından biri, 15. yüzyılın sonlarında kulede tutulan ve ortadan kaybolan, öldürüldükleri sanılan iki genç prensin — 'Kuledeki Prensler' — hikâyesidir. Daha sonra, henüz kraliçe olmadan önce I. Elizabeth de burada tutuldu; Sir Walter Raleigh ve Elizabeth Throckmorton gibi isimler de aynı kaderi paylaştı.