Necdet Kent: Vagona Binen Türk Diplomat

Ölüm kamplarına giden bir trene bindiğini ve inmeyi reddettiğini söyledi. Yıllar sonra tarihçiler bu hikâyenin gerçekliğini sorgulayacaktı.

Bilinmeyen kahramanlar · 2 dakika ·

Necdet Kent: Vagona Binen Türk Diplomat
Ferit BAYCUMAN, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

Necdet Kent, 13 Ekim 1911'de İstanbul'da doğdu, Galatasaray Lisesi'nde okudu ve ardından New York Üniversitesi'nde kamu hukuku eğitimi aldı; bir dönem Hull FC'de profesyonel futbol da oynadı, ancak bunun eğitim yıllarıyla tam olarak nasıl örtüştüğü kaynaklarda belirtilmiyor. 1937'de Dışişleri Bakanlığı'na girdi, Atina'da muavin konsolos olarak görev yaptıktan sonra 1941'de Marsilya Başkonsolosluğu'na Muavin Konsolos olarak atandı; savaş yıllarında mültecilerle dolup taşan ve önemli bir liman kenti olan bu şehirde 1944'e kadar görev yaptı.

Daha sonra yayımlanan anlatımına göre, Kent burada Türk Musevileri sürgünden kurtarmak için harekete geçti. 1943'te bir akşam, konsolosluktaki yardımcısı, seksen Türk Musevisinin Saint Charles Tren İstasyonu'nda hayvan vagonlarına yüklendiğini bildirdi. Kent, vagonun üzerindeki yazıyı hatırlıyordu: 'Bu vagona 20 baş hayvan ve 500 kilo ot konulabilir.'

İstasyona gittiğini, Gestapo kumandanına bu insanların Türk vatandaşı olduğunu ve tarafsız Türkiye'nin vatandaşlarına böyle davranılmasını kabul etmeyeceğini söylediğini anlattı. Alman subay reddetti, bunların 'sıradan Museviler' olduğunu söyledi. Kent, geri adım atmak yerine yardımcısıyla birlikte trene bindiğini, kendisini durdurmaya çalışan askeri bir kenara ittiğini belirtti.

Bir sonraki istasyonda Alman subaylarının trene binip özür dilediğini, kendisini ofise götürecek bir Mercedes'in hazır olduğunu söylediklerini anlattı. Ancak Kent, seksen kişi trenden inmeden ayrılmayı kabul etmedi; Türk vatandaşlarının bu vagona yüklenmesinin bir hata olduğunu söyledi. Onun tavizsiz tutumu karşısında şaşkına dönen Almanlar, anlatımına göre herkesi trenden indirdi.

Kent ayrıca, geçerli Türk pasaportu olmayan Musevilere kimlik belgesi verdiğini ve bir kez Gestapo karargâhına gidip, Alman askerlerinin erkekleri sokakta soyarak sünnet kontrolü yapmasını protesto ettiğini belirtti. Alman komutanını azarlayarak sünnetin Museviliği kanıtlamayacağını, çünkü Müslümanların da sünnetli olduğunu söyledi; komutanın gözlerindeki boş bakışı görünce, adamların Alman doktorlarca muayene edilmesine razı olabileceğini de eklediğini anımsadı.