Versailles: Güneş Kral'ın Sarayı
Bir kral Paris'in kalabalığından ve düzensizliğinden bıktı, kendine sıfırdan bir başkent kurdurdu — ve yüzyıldan fazla bir süre Fransa'nın kaderi orada, o sarayın koridorlarında belirlendi.
1038 yılına ait bir belgede ilk kez adı geçen Versailles, aslında Latince versare kelimesinden türemiş olabilir; sürekli 'çevrilen', yani sürülen toprak anlamına gelir. Ortaçağ'da işlenmiş tarlaları tanımlayan bu mütevazı köken, ileride krallığın en görkemli adresi hâline gelecek bir yerin başlangıcı olacaktı.
1682'de XIV. Louis, hiçbir Fransız hükümdarın yapmadığı bir şeyi yaptı: sarayını ve hükûmetini tamamen Paris'ten çıkarıp, Paris'in 17,1 kilometre batısında, kendi iradesiyle kurdurduğu bu yeni şehre taşıdı. O andan 1789'a kadar Versailles, resmî unvanı hâlâ Paris'te kalsa da, Fransa Krallığı'nın fiilî başkenti olarak işlev gördü.
Şehir, deniz seviyesinden 130-140 metre yükseklikte, kuzeyde Marly ve Fausses-Reposes, güneyde Satory ve Meudon ormanlarıyla çevrili bir plato üzerine kuruldu. Paris'in dolambaçlı, organik sokaklarının aksine Versailles, o dönem için son derece modern sayılabilecek, akılcı ve simetrik bir ızgara planla tasarlandı. Bu plan, sonradan Pierre Charles L'Enfant'ın Washington D.C.'yi tasarlarken model aldığı örnek oldu.
Yüzyıldan fazla bir süre iktidar neredeyse kesintisiz biçimde Versailles'dan yönetildi. XIV. Louis 1715'teki ölümüne dek orada hükümdarlık etti. Philippe d'Orléans'ın kısa naiplik döneminde saray geçici olarak Paris'e döndüyse de, 1722'de genç XV. Louis sarayı yeniden Versailles'a taşıdı ve bu durum, 1789 Ekim'inde Parisli bir kalabalığın XVI. Louis'yi ve ailesini Paris'e dönmeye zorlamasına kadar sürdü — bu olay, eski rejimin sonunun ve Fransız Devrimi'nin doğuşunun simgesi oldu.
Versailles'ın diplomatik mirası da siyasi mirası kadar derindir. Şehirde tarih boyunca pek çok önemli antlaşma imzalanmıştır; bunların en bilinenlerinden biri, Büyük Britanya ile Kuzey Amerika'daki On Üç Koloni arasındaki Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı sona erdiren Paris Antlaşması'dır. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından ise, 28 Haziran 1919'da, yine bu şehrin kendi duvarları arasında Versay Barış Antlaşması imzalandı.
Mimari kategorisinden
Stonehenge: Taşların Sırrı
4.500 yıldan uzun süredir bir taş halkası, yılda yalnızca iki gün doğan ve batan güneşi izliyor — ve bunun neden yapıldığını bugün kesin olarak bilen yok.
Pantheon: 2000 Yıldır Ayakta Duran Kubbe
İki bin yıl önce dökülen bir beton kubbe, hâlâ dünyanın en büyük donatısız beton kubbesi unvanını taşıyor — ve gökyüzüne açılan deliğinden hâlâ yağmur süzülüyor.
Süleymaniye: Sinan'ın "Kalfalık" Eseri
Londra'nın gürültülü Kingsland Yolu'nda, Britanya'nın en yüksek minaresi sessizce göğe uzanır. Ama bu hikâye, Mimar Sinan'ın on altıncı yüzyıl İstanbul'unda değil, 1990'ların Hackney semtinde başlar.
Mostar Köprüsü: Yıkılan ve Yeniden Doğan
427 yıl boyunca Neretva'nın üzerinde taştan bir gökkuşağı gibi durdu. 1993'te birkaç gün içinde yok oldu.
Hoover Barajı: Çölü Yenen Beton
Black Kanyon'un kavurucu sıcağında binlerce işçi, dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük beton yapıyı inşa etti — ve bunu planlanandan iki yıl önce, yüzden fazla insanın hayatı pahasına tamamladı.
Neuschwanstein: Masal Şatosu ve "Deli Kral"
Kendi sarayından kaçmak isteyen bir kral, dünyanın en ünlü masal şatosunu inşa ettirdi — ama içinde yaşamaya ömrü yetmedi.