Çaldıran 1514: Yavuz ile Şah İsmail'in Hesaplaşması
Kendini Tanrı'nın yeryüzündeki halifesi sayan bir padişah, müritlerince masum ve hatasız görülen bir şaha karşı yürüdü — ve bir ağustos günü, top ve tüfek, teolojinin çözemediği hesabı kesti.
23 Ağustos 1514'te, bugün İran topraklarında Maku yakınlarındaki Çaldıran Ovası'nda iki ordu karşı karşıya geldi. Osmanlı padişahı I. Selim'in ordusu 60 ile 100 bin kişi arasındaydı; içinde tüfekli yeniçeriler ve arabalarla çevrili ağır toplar vardı. Karşısında Safevi hükümdarı Şah İsmail, 40 ile 80 bin süvariyle duruyordu ama hiç topu yoktu.
Bu çatışmanın kökleri onlarca yıl öncesine uzanıyordu. II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölümüne sevindiğini açıkça söylemiş, Kızılbaşlar'ı 'yolunu şaşırmış sürü' diye tanımlamıştı. Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması ve Anadolu'da geniş bir mürit kitlesine sahip olması Osmanlı için ciddi bir tehdit sayılıyordu. 1501'de Şah İsmail'in Erzincan'ı ele geçirmesi, o dönem Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim'i büyük ölçüde kızdırmış, Selim iki kez Safevi topraklarına saldırmıştı. Selim sonunda babasını tahttan indirip 1512'de padişah olduktan sonra, Safevi meselesini köküne kadar çözmeye karar verdi.
Selim, dönemin müftülerinden fetva alarak Kızılbaşlar'ın katledilmesini helal kıldı ve doğuya yürümeden önce Anadolu'da yaklaşık 40 bin Kızılbaş'ın idamını emretti. Şah İsmail'e gönderdiği mektupta onu 'zamanın gasıp Daryuşu' ve 'çağın kötücül Zahhak'ı' diye aşağılarken kendini Tanrı'nın yeryüzündeki halifesi olarak tanımlıyordu.
Şah İsmail ise doğuda Buhara Hanlığı'nın saldırısıyla uğraşıyordu. İki cepheli bir savaştan kaçınmak için Selim'in ordusuna karşı yakıp yıkma stratejisi izledi, ordunun Ermeni yaylalarındaki geçişini iaşesiz bırakmaya çalıştı. Bu zorluklar Selim'in kendi askerleri arasında bile hoşnutsuzluk yarattı; bir noktada yeniçerilerin padişahın çadırına ateş açtığı bile aktarılır. Safevi ordusunun Çaldıran'da toplandığı haberi gelince Selim hızla harekete geçti, kısmen askerlerinin öfkesini savaşa yöneltmek için.
Çaldıran'da Safevi süvarileri merkeze yığılan toplardan kaçınmak için Osmanlı kanatlarına saldırdı, ama Osmanlı topçusu son derece hareketliydi ve onları yine de kırıp geçirdi. Top ve tüfeği olmayan Şah İsmail'in kuvvetleri, ateşli silahlarla donanmış bir orduya karşı geleneksel silahlarla direnmek zorunda kaldı ve bu dengesizlik savaşın sonucunu belirledi. Kötü planlama ve zayıf disiplin de Safevi kayıplarını ağırlaştırdı. Şah İsmail'in kendisi yaralandı ve neredeyse esir düştü; eşleri Osmanlı kuvvetlerince ele geçirildi, en az biri sonradan Selim'in devlet adamlarından biriyle evlendirildi.
Tarih kategorisinden
24 Temmuz 1911: Machu Picchu'nun Dünyaya Duyurulduğu Gün
1911 yılının serin bir Temmuz sabahında, Amerikalı bir tarihçi Urubamba Nehri üzerindeki sarp bir sırtı tırmandı; öğleye varmadan, unutulmuş bir İnka şehri tüm dünyanın gündemine girecekti.
6 Mayıs 1937: Hindenburg'un Son İnişi
Zaten yarım gün rötarlıydı ve halk sahadan uzak tutulmuştu — ama akşam saat yediye doğru Hindenburg, son kez direğine doğru döndü.
24 Ağustos 79: Pompeii'de Sıradan Bir Öğle Vakti
Öğle vakti Napoli Körfezi kıyısında sıcak, sıradan bir yaz günüydü. Akşama doğru bir dağ, binlerce insanın kaderini değiştirmiş olacaktı.
11 Şubat 1990: Mandela'nın Hapisten Çıktığı Gün
27 yıl hapiste kalan 71 yaşındaki bir adam, o gün bir hapishane kapısından dünyaya yeniden yürümeyi öğrenmek zorundaydı — kameraların, kalabalığın ve nefesini tutmuş bir ülkenin karşısına.
1 Ocak 1863: Özgürlük Bildirgesi'nin Yürürlüğe Girdiği Gün
Bir başkanın tek bir günde attığı imza, üç buçuk milyondan fazla insanın hukuki statüsünü değiştirecekti — yeter ki metin zamanında tamamlansın ve söz tutulsun.
28 Ağustos 1963: "Bir Hayalim Var" Günü
O sabah 250 bin kişi Washington'ın merkezine doğru yürüdü; akşama doğru Lincoln Anıtı'nın basamaklarından yükselen bir ses, nesiller boyu hatırlanacaktı.