Emilie Schindler: Listenin Gölgede Kalan Yarısı
Herkes adamın adını bilir. Ama SS muhafızının dikkatini dağıtırken aç bir işçinin gömleğinin altına ekmek sokuşturan kadını çok az kişi tanır.
Bugün Çek Cumhuriyeti topraklarında kalan Alt Moletein'de büyüyen Emilie Pelzl, doğaya, hayvanlara ve köyün yakınına kamp kuran gezgin Romanlara hayrandı. Bu sakin kırsal çocukluğun onu bir gün yüzyılın en olağanüstü kurtarma öykülerinin merkezine yerleştireceğini bilemezdi.
1928'de babasına elektrik motoru satmaya gelen genç bir satıcı, Oskar Schindler, hayatına girdi. Altı hafta sonra, 6 Mart 1928'de Svitavy yakınlarındaki bir handa evlendiler. Emilie, kocasını yıllar sonra dürüstçe tarif etti: kocaman yürekli, nazik ve cömert ama hiç olgun olmayan, sürekli yalan söyleyen ve aldatan, sonra yaramazlık yapmış bir çocuk gibi üzülerek geri dönüp affedilmek isteyen biri—ve sonra her şeye yeniden başlıyorlardı.
1938'de işsiz kalan Oskar, Nazi Partisi'ne katıldı ve Emilie'yi Svitavy'de bırakarak Kraków'a taşındı. Orada iflas etmiş bir emaye fabrikasını ele geçirip Deutsche Emaillewaren-Fabrik adını verdi; en ucuz işçiler oldukları için esas olarak Yahudileri çalıştırdı. Ancak fırsatçılıkla başlayan bu iş, Nazilerin gerçek zalimliğini gördükçe bambaşka bir şeye dönüştü. İkisi birlikte işçilerini korumaya başladılar.
Önce SS muhafızlarına rüşvet vererek, sonra işçilerini Reich için mühimmat üreten vazgeçilmez fabrika çalışanları olarak kayıt ettirerek onları kurtardılar. Para tükenince Emilie kendi mücevherlerini satarak yiyecek, giyecek ve ilaç aldı. Brněnec'teki kampta, karaborsadan temin ettiği tıbbi malzemelerle hasta işçilere bakan gizli bir sanatoryum işletti.
Hayatta kalanlardan Maurice Markheim, bir olayı hiç unutmadı: Emilie karaborsadan bir kamyon dolusu ekmek bulmuş ve onu boşaltmakla görevlendirmişti. Emilie, SS'lilerle konuşup dikkatlerini dağıtırken, Markheim bir somunu gömleğinin altına sokabildi—bunun kasıtlı yapıldığına inanıyordu. 'O noktada bir somun ekmek altın gibiydi' dedi ve erkeğin ardında kadının olduğunu, onun büyük bir insan olduğunu sözlerine ekledi.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.