Fischer ve Spassky: Satranç Tahtasında Soğuk Savaş
Beş yaşında, Leningrad kuşatmasından kaçan bir trende satranç öğrendi. Yıllar sonra, dünyanın izlediği bir maçta Reykjavik'te dünya şampiyonluğu tacını kaybedecekti.
Boris Vasilievich Spassky, 30 Ocak 1937'de Leningrad'da doğdu. Ailesinin köklerinde, Rus Ortodoks kilisesinde önemli bir din adamı ve Duma üyesi bir büyük dede vardı; annesi ise Pskov yakınlarında bir köyde doğmuş bir öğretmendi. Savaş, hayatına çok erken girdi: Leningrad kuşatması sırasında tahliye trenindeyken satranç öğrendi, ardından Sibirya'daki bir yetimhaneye gönderildi. Satranç, kaosun içinde onun sığınağı oldu.
Yeteneği savaş biter bitmez kendini gösterdi. 1947'de, on yaşındayken, Leningrad'da verilen bir simültane gösteride dönemin Sovyet şampiyonu Mihail Botvinnik'i yendi. Antrenörü Vladimir Zak'ın gözetiminde art arda rekorlar kırdı: on yaşında birinci kategoriye, on birde aday usta unvanına, on beşte ise Sovyet Ustası unvanına en genç yaşta erişen oyuncu oldu.
Uluslararası kariyeri 1953'te Bükreş'te başladı; on altı yaşında dördüncü olduğu turnuvada, bir yıl sonra dünya şampiyonluğuna aday olacak Vasily Smyslov'u yendi. Aynı yıl FIDE ona Uluslararası Usta unvanı verdi. 1955'te Moskova'da düzenlenen Sovyet Şampiyonası finalinde üçüncülüğü paylaşarak o yılki Göteborg Bölgeler Arası Turnuvası'na katılma hakkı kazandı; aynı yıl Antwerp'te Dünya Gençler Satranç Şampiyonu da oldu. Göteborg'da yedinciliği paylaşarak 1956 Adaylar Turnuvası'na (Amsterdam) katılma hakkı kazandı ve böylece dönemin en genç büyükustası unvanını aldı.
Zirveye yol düz değildi. 1950'lerin sonunda zorlu bir dönem yaşadı: 1961'de boşandı, aynı yıl antrenörü Alexander Tolush ile yollarını ayırdı, 1958 ve 1962 Bölgeler Arası turnuvalarına katılamadı. 1958 Riga'daki Sovyet şampiyonasında, son turda Mihail Tal karşısında kazanabilecek bir pozisyonu kaçırıp berabereliği reddederek acı bir yenilgi aldı.
Spassky kendini yeniden inşa etti ve 1964'te, yirmi yedi yaşında, Adaylar Turnuvası'nı kazanarak dünya şampiyonluğu mücadelesine hak kazandı. 1966'da dönemin şampiyonu Tigran Petrosian'a 11,5-12,5 skoruyla, bir puan farkla yenildi. Geri çekilmek yerine 1968 Adaylar Turnuvası'na katıldı, bunu da kazanarak art arda iki Adaylar Turnuvası kazanan nadir oyunculardan biri oldu ve 1969'da Petrosian'ı 12,5-10,5 skoruyla yenerek onuncu Dünya Satranç Şampiyonu oldu.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.