İbn Battuta: 30 Yılda 120 Bin Kilometre

Yirmi bir yaşında, tek başına, on altı ay sürmesi gereken bir hac yolculuğuna çıktı. O yolculuk otuz yıla yayılıp onu tarihin en çok yol kat eden gezgini yaptı.

Keşif yolculukları · 2 dakika ·

İbn Battuta: 30 Yılda 120 Bin Kilometre
Petar Milošević, CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

14 Haziran 1325'te, Tanca'dan yirmi bir yaşında bir bilgin ailesi çocuğu olan İbn Battuta, ailesini geride bırakıp Mekke'ye hacca çıktı. 24 Şubat 1304'te Berberi kökenli bir kadılar ailesinde dünyaya gelmişti; yanında ne bir yol arkadaşı ne bir kervan vardı, sadece içindeki bastırılamaz bir arzu. Fas'a bir daha ancak yirmi dört yıl sonra dönebilecekti.

Mekke'ye giden yol hiç de düz değildi. Abdülvadi ve Hafsi sultanlıklarının topraklarından geçti, Tunus'ta iki ay kaldı, Sfakes'te evlendiği kadını kısa süre sonra terk etti ve 3.500 kilometreyi aşan bir yolculukla İskenderiye'ye ulaştı. Burada iki ermiş hayatının yönünü değiştirdi: Şeyh Burhanüddin ona Hindistan, Sind ve Çin'e gitmesi gerektiğini söyledi; Şeyh Mürşidi ise bir rüyasını, onun bir dünya gezgini olmaya yazgılı olduğu şeklinde yorumladı.

Kahire'den Nil yoluyla Kızıldeniz'e geçmeyi denedi ama bir isyan onu geri döndürdü. Bunun üzerine, bir ermişin Suriye'yi görmeden hacca gidemeyeceği kehanetine uyarak Şam'a yöneldi; bu güzergâh Memlük yönetimi tarafından hacılar için güvenli tutulan bir yoldu. Şam'da Ramazan'ı geçirdikten sonra Medine, ardından Mekke'ye vararak Kasım 1326'da ilk haccını tamamladı ve 'El-Hacci' unvanını kazandı.

Eve dönmek yerine yoluna devam etti. Bir kervanla Necef'e giderek Dördüncü Halife Ali'nin türbesini ziyaret etti. Sonra Irak ve İran içlerine daldı: Vasıt, Basra, İsfahan, Şiraz ve Moğollarca yağmalanmış Bağdat'ın yıkık ihtişamı... Ardından ikinci haccı için yeniden Mekke'ye döndü ve bir yıl kalarak bir sonraki büyük seferini planladı.

Bu sefer onu Doğu Afrika kıyılarına indirdi: Aden, Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar, Kilva — her birinde birer hafta kalarak. Muson rüzgarlarının dönmesiyle gemisi tekrar Arap Yarımadası'na sürüklendi. Bu kez kuzeye, doğuya yöneldi; bir Ceneviz gemisiyle Anadolu'daki Alanya'ya geçti, Sinop'a ulaştı ve Kırım'da Altın Ordu Hanı Özbeg'in kervanına katıldı.