Kennedy ve Kruşçev: Mektuplaşan Düşmanlar
1962 Ekim'inde, dünyanın kaderi füzelerde değil, Viyana'da bir kez karşılaşıp birbirine güven duymayan iki liderin mektuplarında asılı kaldı.
Haziran 1961'de Nikita Kruşçev ile John F. Kennedy, Soğuk Savaş gerginliğini yumuşatmak amacıyla Viyana'da bir araya geldi. Ancak görüşme tam tersi bir etki yarattı. Kalinovka köyünden gelen, Stalin'in 1953'teki ölümünden sonra Sovyet hiyerarşisinin tepesine tırmanmış eski bir metal işçisi olan Kruşçev, genç Amerikan başkanından etkilenmedi. Görüşmenin kısa süre sonrasında Berlin Duvarı'nın inşasına başlandı; bu, iki dünya arasındaki bölünmenin en çarpıcı sembolü oldu.
Kruşçev yoksulluktan gelmişti. 1894'te doğmuş, çobanlık yapmış, ardından Yuzovka'nın sanayi bölgesinde boru tesisatçısı çırağı olarak çalışmıştı. 1918'de partiye katıldı, Kızıl Ordu saflarında savaştı ve II. Dünya Savaşı'nda Stalingrad Kuşatması'nda siyasi komiser olarak bulundu — bununla her zaman gurur duymuştur. Stalin'in ölümünden sonra rakiplerini, aralarında Lavrentiy Beria'nın da bulunduğu isimleri saf dışı bırakarak 1958'de hem parti sekreterliğini hem başbakanlığı üstlendi.
1956'daki 20. Parti Kongresi'nde okuduğu Gizli Konuşma, Stalin'in tasfiyelerini kınıyor ve destalinizasyon sürecini başlatıyordu; binlerce siyasi tutuklu serbest bırakıldı. 1957'deki Sputnik başarısı da bu dönemde ona kısa süreli bir popülerlik kazandırdı. Fakat tarım politikaları başta olmak üzere iç politika hamleleri sık sık başarısız oldu ve 1960'ların başında Kruşçev'in konumu giderek zayıfladı.
Bu ortamda, 1962'de Kruşçev en riskli kararını verdi: Küba'ya, Florida'ya sadece doksan mil uzaklıkta orta menzilli füzeler yerleştirdi. Amerikan keşif uçakları tesisleri tespit edince dünya nükleer savaşın eşiğine geldi. Viyana'daki soğuk görüşmenin aksine, bu kriz zirve toplantısıyla değil, Kennedy ile Kruşçev arasında Washington ve Moskova arasında hızla akan mektuplarla çözüldü.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.