I. Kosova Savaşı 1389: İki Hükümdarın Öldüğü Gün

Bir sultan kendi çadırında hançerlendi, bir prens aynı ovada can verdi — ve o tek günde hem bir imparatorluğun kaderi hem de bir milletin efsanesi doğdu.

Tarihi olaylar ve anlar · 3 dakika ·

I. Kosova Savaşı 1389: İki Hükümdarın Öldüğü Gün
Adam Stefanović, Public domain, via Wikimedia Commons

1389 Haziranının ortasında, bugünkü Priştine'nin kuzeybatısındaki geniş bir ovada iki büyük ordu karşı karşıya geldi. Bir yanda Kütahya ve Hamid sancakbeyleri ile diğer Anadolu beylerinin desteklediği Osmanlı ordusunun başındaki Sultan I. Murad, diğer yanda Moravya Sırbistanı hükümdarı ve dönemin en güçlü Sırp derebeyi Lazar Hrebelyanoviç vardı. Lazar'ın yanında Vuk Brankoviç'in kuvvetleri ve Bosna Kralı Tvrtko'nun gönderdiği, Vlatko Vukoviç komutasındaki birlikler de yer alıyordu.

Bu karşılaşmaya giden yol uzundu. 1355'te Çar Stefan Duşan'ın ölümü ve ardından zayıf halefi Uroş'un 1371'de çocuksuz vefatıyla Sırp İmparatorluğu parçalanmış, rakip prensliklere bölünmüştü. Osmanlıların 1387'deki Ploşnik yenilgisi ve 1388'de Bileça civarındaki çatışmalar, Balkan uluslarına umut vermiş, Hırvat, Leh, Macar, Çek ve çeşitli Balkan prenslikleri Osmanlılara karşı ittifak kurmuştu. Buna karşılık Osmanlılar, Çandarlızade Ali Paşa komutasında Bulgar kralının başkenti Tırnova'yı ele geçirerek Bulgarları saf dışı bıraktı ve ordusunu Filibe'den Ihtiman, Kratova ve Priştine üzerinden ilerleterek 14 Haziran 1389'da bölgeye ulaştırdı.

Niş yakınlarında kuvvetlerini toplayan Lazar, Murad'ın yaklaştığını öğrenince Kosova'ya yöneldi; burası, sultanın izleyebileceği tüm yolları kontrol altına almasına imkân veren stratejik bir noktaydı. 15 Haziran'da başlayan (28 Haziran, yani Aziz Vitus günü Vidovdan, sonradan anma tarihi olarak benimsenmiştir) muharebe, tarihin en az belgelenmiş büyük çatışmalarından biridir. Katılımcılardan hiçbir birinci elden anlatı günümüze ulaşmamış, Osmanlı ve Sırp gelenekleri neredeyse her ayrıntıda, hatta ordu büyüklüklerinde bile birbirinden ayrışmıştır. Batılı tarihçiler Lazar'ın ordusunu 15-20 bin, Osmanlı ordusunu 27-30 bin civarında tahmin ederken, bazı Osmanlı tarihçileri Türk zaferinin ihtişamını artırmak için Hristiyan ittifakının sayısını abartılı biçimde şişirmiştir.

Üzerinde uzlaşılan nokta şudur: her iki ordu da büyük ölçüde yok oldu ve her iki başkomutan da can verdi. Lazar öldürüldü. Murad ise suikaste kurban gitti — tarihte bir Osmanlı padişahının savaş meydanında öldürüldüğü tek olay budur. Bosna Kralı Tvrtko'nun Trogir senatosuna yazdığı mektuba ve 20 Ekim 1389 tarihli Floransa konseyi yanıtına göre, Osmanlı saflarını ve develerle örülü ceset çemberini aşan on iki asilzade şövalyeden biri Murad'ın çadırına ulaşıp onu öldürdü. Osmanlı kaynakları ise katilin adını Sırp soylusu Miloš Obiliç olarak verir; Obiliç'in sultanın elini öpüp Müslüman olmak istediğini söyleyerek yaklaştığı ve ani bir hamleyle onu hançerlediği anlatılır. Savaşta Arnavut Kastrioti ailesinden Pal Kastrioti de hayatını kaybetmiştir. Murad'ın iç organları savaş alanına gömüldü, naaşı ise Bursa'ya götürülerek defnedildi.

Bir sultanın yabancı topraklarda öldürüldüğü haberi Avrupa'da hızla yayıldı; ilk söylentilerde asıl mesele kimin kazandığı değil, padişahın ölmüş olmasıydı. Ancak asıl bedeli Sırplar ödedi. Lazar'ın dul eşi Milica, oğlu Stefan Lazareviç adına naip kraliçe oldu ve kısa süre sonra en küçük kızı Mileva Olivera Lazareviç'i, barış işareti olarak yeni Osmanlı sultanı I. Bayezid'e gelin vermek zorunda kaldı. Sırp askeri gücü öylesine tükenmişti ki, Anadolu'dan sürekli takviye alan Osmanlı ordularına karşı artık büyük bir direniş gösteremiyordu.