Harriet Tubman: Yeraltı Demiryolunun Kılavuzu
Köle olarak doğdu, geceleri tek başına yaklaşık 145 kilometre yürüyerek kaçtı — ve sonra geri döndü, tam on üç kez, yetmiş kişiyi özgürlüğe kavuşturana dek.
Harriet Tubman, doğum adıyla Araminta 'Minty' Ross, 1822 yılının Mart ayında Maryland'de köle olarak dünyaya geldi. Kesin doğum tarihi hiçbir zaman kayda geçmedi; tarihçi Kate Larson, bir ebe ödeme kaydına dayanarak yılı 1822 olarak belirledi. Annesinin annesi olan büyükannesi Modesty, Afrika'dan bir köle gemisiyle Amerika'ya getirilmişti; ailesinde ona Ashanti halkından geldiği anlatılsa da bu iddiayı doğrulayan hiçbir kanıt yoktur. Annesi Harriet 'Rit' Green, Mary Pattison Brodess'ın kölesiydi; babası Ben Ross ise Anthony Thompson'ın kölesiydi — Thompson daha sonra Mary Brodess'ın ikinci eşi oldu. 1808'de evlenen çiftin dokuz çocuğu oldu, ancak sahipleri Edward Brodess üç kız kardeşini satarak aileyi sonsuza dek parçaladı.
Çocukluğu acımasızdı. Beş-altı yaşında bir dadı olarak kiralandığında, bakımından sorumlu olduğu bebek ağladığında kırbaçlanırdı; bir gün kahvaltıdan önce beş kez kırbaçlandığını ve bu izleri ömür boyu taşıdığını anlatmıştır. Bir keresinde beş gün boyunca kaçıp saklandı, dövülmelere karşı fazladan giysi giyerek kendini korumaya çalıştı. James Cook adlı bir çiftlik sahibi için bataklıklarda kunduz kapanlarını kontrol ederken kızamığa yakalandı ve hastalığı ağırlaşınca eve geri gönderildi.
Hayatını belirleyen yaralanma, bir kâhyanın başka bir köleye fırlattığı ağır bir metal parçasının yanlışlıkla ona çarpmasıyla geldi. Bu yara ona ömür boyu baş dönmesi, ağrı ve hipersomni nöbetleri bıraktı. O günden sonra canlı rüyalar ve sanrılar görmeye başladı; dindar Metodist yetiştirilişi onun bunları Tanrı'dan gelen işaretler olarak yorumlamasına yol açtı.
1849'da yeniden hastalanan ve bu yüzden değeri düşen Tubman, sahibi Edward Brodess'in satış hedefi oldu. Önce kalbinin değişmesi için dua etti, ama Brodess bir hafta sonra ölünce önceki dualarından duyduğu pişmanlığı dile getirdi. Dul kalan eşi mülkü ve köleleri satmaya başlayınca Tubman kararını verdi: hakkı olan iki şeyden biri özgürlük, diğeri ölümdü. 17 Eylül 1849'da kardeşleri Ben ve Henry ile kaçtı, geceleri yaklaşık 145 kilometre yol yürüyerek 26 gün süren bir yolculuğa çıktı. Kardeşleri geri dönse de o Philadelphia'ya kadar tek başına ilerledi.
Özgürlüğünü uzun süre tek başına yaşamadı. Maryland'e defalarca, toplam on üç kez geri döndü; ailesi de dahil olmak üzere yaklaşık yetmiş köleyi, Yeraltı Demiryolu adı verilen gizli güvenli ev ağı üzerinden özgürlüğe kavuşturdu. 'Musa' lakabıyla tanınan Tubman geceleri son derece gizli hareket etti ve hiçbir zaman bir 'yolcusunu' kaybetmediğini söyledi. 1850 Kaçak Köle Yasası kuzeyi güvensiz hale getirince, güzergahını Kanada'ya kadar uzattı ve yeni özgürleşenlere iş bulmalarında yardımcı oldu. 1858'de John Brown ile tanıştı ve onun 1859'daki Harpers Ferry baskınını planlamasına yardım etti.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.