Salem'de Cadılar Yakılmadı
Herkes Salem'deki cadıların kazığa bağlanıp yakıldığını sanır. Oysa gerçek, halk hafızasındaki bu görüntüden çok daha farklı ve çok daha soğutucudur.
Salem denince akla hemen alevler içinde yanan kadınlar gelir. Bu görüntü o kadar yerleşmiştir ki sorgulanmaz bile. Ama gerçek böyle değildir: Şubat 1692 ile Mayıs 1693 arasında Massachusetts'te cadılıkla suçlanıp mahkûm edilen hiç kimse yakılarak idam edilmemiştir. On dokuz kişi, ateşle değil, asılarak öldürülmüştür.
Kayıtlar bu konuda oldukça nettir. İdam edilenlerin on dördü kadın, beşi erkektir ve hepsi asılarak öldürülmüştür. Bir başka adam, Giles Corey, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapmayı reddettiği için ağır taşlar altında ezilerek öldürülmüştür — bu, bir mahkûmiyet cezası değil, ifade vermeye zorlamak için uygulanan ayrı ve vahşi bir yöntemdir. Ayrıca en az beş kişi, yargılanmayı bile beklemeden, hastalıklarla dolu hapishanelerde hayatını kaybetmiştir.
Peki bu yakılma efsanesi nereden geliyor? Kaynak muhtemelen Avrupa'dır; zira Avrupa'da erken modern dönemde cadılık suçlamalarında kazıkta yakma yaygın bir cezaydı ve kıtada on binlerce insanın hayatına mal olmuştu. Koloni Massachusetts'inde geçerli olan İngiliz hukuku ise cadılığı asılarak cezalandırılan bir suç sayıyordu, yakma değil. Halk hafızası, Avrupa'daki görüntüyü olduğu gibi Amerika'daki bu olaya taşımış, iki ayrı ama birbiriyle bağlantılı tarihi tek ve yanlış bir bileşime dönüştürmüştür.
Suçlamalar, kendilerini 'etki altında' hisseden dört genç kızla başlamıştı: 9 yaşındaki Betty Parris, 11 yaşındaki Abigail Williams, 12 yaşındaki Ann Putnam Jr. ve 17 yaşındaki Elizabeth Hubbard. Bu kızlar, cadılık yoluyla kendilerine fiziksel ve zihinsel zarar verildiğini iddia ettiler. Suçlamalar hızla Salem Köyü'nün dışına, Andover'a, Topsfield'a ve başka New England kasabalarına yayıldı. Sonunda yaklaşık 25 farklı topluluktan 200'den fazla kişi suçlandı.
Duruşmalar 1692'de Oyer ve Terminer Mahkemesi, 1693'te ise Yüksek Yargı Mahkemesi tarafından, ikisi de Salem Kenti'nde olmak üzere yürütüldü; idamlar da burada gerçekleşti. Toplamda otuz kişi suçlu bulundu. Yargılamalar ancak önde gelen din adamları, birçok mahkûmiyete zemin oluşturan 'hayali kanıtlar' -yani fiziksel delil yerine rüya ve görümlere dayanan ifadeler- konusunda ciddi kuşkular dile getirmeye başlayınca sona erdi.
Tarih kategorisinden
24 Temmuz 1911: Machu Picchu'nun Dünyaya Duyurulduğu Gün
1911 yılının serin bir Temmuz sabahında, Amerikalı bir tarihçi Urubamba Nehri üzerindeki sarp bir sırtı tırmandı; öğleye varmadan, unutulmuş bir İnka şehri tüm dünyanın gündemine girecekti.
6 Mayıs 1937: Hindenburg'un Son İnişi
Zaten yarım gün rötarlıydı ve halk sahadan uzak tutulmuştu — ama akşam saat yediye doğru Hindenburg, son kez direğine doğru döndü.
24 Ağustos 79: Pompeii'de Sıradan Bir Öğle Vakti
Öğle vakti Napoli Körfezi kıyısında sıcak, sıradan bir yaz günüydü. Akşama doğru bir dağ, binlerce insanın kaderini değiştirmiş olacaktı.
11 Şubat 1990: Mandela'nın Hapisten Çıktığı Gün
27 yıl hapiste kalan 71 yaşındaki bir adam, o gün bir hapishane kapısından dünyaya yeniden yürümeyi öğrenmek zorundaydı — kameraların, kalabalığın ve nefesini tutmuş bir ülkenin karşısına.
1 Ocak 1863: Özgürlük Bildirgesi'nin Yürürlüğe Girdiği Gün
Bir başkanın tek bir günde attığı imza, üç buçuk milyondan fazla insanın hukuki statüsünü değiştirecekti — yeter ki metin zamanında tamamlansın ve söz tutulsun.
28 Ağustos 1963: "Bir Hayalim Var" Günü
O sabah 250 bin kişi Washington'ın merkezine doğru yürüdü; akşama doğru Lincoln Anıtı'nın basamaklarından yükselen bir ses, nesiller boyu hatırlanacaktı.