Kanuni Sultan Süleyman: Muhteşem Yüzyılın Sahibi

Yirmi altı yaşında tahta çıkan bu genç sultan, on yıl içinde Avrupa'nın haritasını ve bir imparatorluğun adalet anlayışını yeniden çizdi — ama taç, kendi oğullarına mal olacaktı.

Tarihi figürlerin hayatları · 2 dakika ·

Kanuni Sultan Süleyman: Muhteşem Yüzyılın Sahibi
Circle of Titian, Public domain, via Wikimedia Commons

1520'de tahta çıkışından birkaç hafta sonra Venedikli elçi Bartolomeo Contarini, yeni Osmanlı padişahını uzun boylu, sırım gibi, zayıf yüzlü, yirmi altı yaşında ve akıllı bir hükümdar olarak tanımladı. Bu genç sultan, 6 Kasım 1494'te Trabzon'da Şehzade Selim ile Hafsa Sultan'ın oğlu olarak dünyaya gelmiş, yedi yaşında Topkapı Sarayı'nda bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye eğitimi almaya başlamıştı. 30 Eylül 1520'de tahta çıktığında, kırk altı yıl sürecek ve Osmanlı tarihinin en uzun saltanatı olacak bir dönemin eşiğindeydi.

Süleyman hızla harekete geçti. Şam Beylerbeyi Canberdi Gazâlî'nin isyanı bir yıl içinde bastırıldı. Ardından gözünü, dedesi Fatih Sultan Mehmed'in bile alamadığı Belgrad'a dikti. 28 Ağustos 1521'de şehri 250 bin askerle kuşattı, Tuna üzerindeki bir adadan topa tuttu ve kenti düşürdü. Belgrad kısa sürede İstanbul'dan sonra Avrupa'daki en büyük Osmanlı şehri haline geldi.

Sıra Rodos'taydı. Hospitalyer şövalyelerinin üssü olan adaya karşı Marmaris Kalesi'ni donanmasına üs olarak inşa etti ve beş aylık kuşatmanın ardından 1522-1523'te Rodos teslim oldu; Osmanlı kayıpları 50-60 bin arasında tahmin edildi. Süleyman, yenilen şövalyelerin adadan çıkmasına izin verdi.

1526'da Mohaç Muharebesi'nde Macaristan Krallığı'nın askeri gücünü kırdı ve topraklarının büyük bölümünü imparatorluğa kattı. Ancak 1529'daki Viyana Kuşatması'ndaki başarısızlığı, Osmanlı ilerleyişinin Avrupa'daki sınırını çizdi. Süleyman bunun ardından doğuya yöneldi, Safevilerle yıllarca savaştı, Irak'ı topraklarına kattı; Kuzey Afrika'da ise Osmanlı donanması Akdeniz'den Kızıldeniz'e, Basra Körfezi'ne kadar denizlere hükmetti.

Ama Süleyman'ın en kalıcı mirası belki de fetihleri değil, hukuku oldu. Baş kadı Ebussuud Efendi ile birlikte toplum, eğitim, vergi ve ceza hukukunda köklü reformlar yaptı; sultani hukuk olan Kanun ile İslami Şeriat'ı uyumlu hale getirdi — bu sayede 'Kanuni' unvanını kazandı. Aynı zamanda şair ve kuyumcuydu; onun himayesinde imparatorluk sanat, edebiyat ve mimaride bir 'Altın Çağ' yaşadı.//