Kanuni Sultan Süleyman: Muhteşem Yüzyılın Sahibi
Yirmi altı yaşında tahta çıkan bu genç sultan, on yıl içinde Avrupa'nın haritasını ve bir imparatorluğun adalet anlayışını yeniden çizdi — ama taç, kendi oğullarına mal olacaktı.
1520'de tahta çıkışından birkaç hafta sonra Venedikli elçi Bartolomeo Contarini, yeni Osmanlı padişahını uzun boylu, sırım gibi, zayıf yüzlü, yirmi altı yaşında ve akıllı bir hükümdar olarak tanımladı. Bu genç sultan, 6 Kasım 1494'te Trabzon'da Şehzade Selim ile Hafsa Sultan'ın oğlu olarak dünyaya gelmiş, yedi yaşında Topkapı Sarayı'nda bilim, tarih, edebiyat, din ve askeriye eğitimi almaya başlamıştı. 30 Eylül 1520'de tahta çıktığında, kırk altı yıl sürecek ve Osmanlı tarihinin en uzun saltanatı olacak bir dönemin eşiğindeydi.
Süleyman hızla harekete geçti. Şam Beylerbeyi Canberdi Gazâlî'nin isyanı bir yıl içinde bastırıldı. Ardından gözünü, dedesi Fatih Sultan Mehmed'in bile alamadığı Belgrad'a dikti. 28 Ağustos 1521'de şehri 250 bin askerle kuşattı, Tuna üzerindeki bir adadan topa tuttu ve kenti düşürdü. Belgrad kısa sürede İstanbul'dan sonra Avrupa'daki en büyük Osmanlı şehri haline geldi.
Sıra Rodos'taydı. Hospitalyer şövalyelerinin üssü olan adaya karşı Marmaris Kalesi'ni donanmasına üs olarak inşa etti ve beş aylık kuşatmanın ardından 1522-1523'te Rodos teslim oldu; Osmanlı kayıpları 50-60 bin arasında tahmin edildi. Süleyman, yenilen şövalyelerin adadan çıkmasına izin verdi.
1526'da Mohaç Muharebesi'nde Macaristan Krallığı'nın askeri gücünü kırdı ve topraklarının büyük bölümünü imparatorluğa kattı. Ancak 1529'daki Viyana Kuşatması'ndaki başarısızlığı, Osmanlı ilerleyişinin Avrupa'daki sınırını çizdi. Süleyman bunun ardından doğuya yöneldi, Safevilerle yıllarca savaştı, Irak'ı topraklarına kattı; Kuzey Afrika'da ise Osmanlı donanması Akdeniz'den Kızıldeniz'e, Basra Körfezi'ne kadar denizlere hükmetti.
Ama Süleyman'ın en kalıcı mirası belki de fetihleri değil, hukuku oldu. Baş kadı Ebussuud Efendi ile birlikte toplum, eğitim, vergi ve ceza hukukunda köklü reformlar yaptı; sultani hukuk olan Kanun ile İslami Şeriat'ı uyumlu hale getirdi — bu sayede 'Kanuni' unvanını kazandı. Aynı zamanda şair ve kuyumcuydu; onun himayesinde imparatorluk sanat, edebiyat ve mimaride bir 'Altın Çağ' yaşadı.//
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.