Katip Çelebi: Osmanlı'nın Ansiklopedisti

Musul'da babasını toprağa veren yorgun bir asker çocuğu, sonradan İstanbul'un en büyük kütüphanesini kuracak ve dünyanın hâlâ başvurduğu bir ansiklopedi yazacaktı.

Tarihi figürlerin hayatları · 2 dakika ·

Katip Çelebi: Osmanlı'nın Ansiklopedisti
Kâtip Çelebi, Public domain, via Wikimedia Commons

1626 yılının Ağustos ayında, genç bir Osmanlı maliye kâtibi olan Mustafa, başarısız bir Bağdat seferinin ardından babasının Musul'da öldüğüne şahit oldu. Bir ay sonra amcası da aynı sefer kuvvetinde görev yaparken Nusaybin-Cerahlu bölgesinde hayatını kaybetti. On yedi yaşındaydı ve ordunun içinde, yabancı bir eyalette tek başınaydı. Bu yaslı genç, ileride Kâtip Çelebi adıyla anılacak, Osmanlı'nın en büyük ansiklopedisti olarak hatırlanacaktı.

Şubat 1609'da İstanbul'da doğan Mustafa bin Abdullah, bir sipahi ve Bab-ı Âli kâtibinin oğluydu. Altı yaşında Kur'an, Arapça dilbilgisi ve hüsn-i hat öğrenmeye başladı; on dört yaşında babasının aylığından harçlık alarak Anadolu Muhasebesi Kalemi'nde göreve başladı, muhasebe usullerini ve Siyakat yazısını öğrendi. Savaş erken yaşta hayatına girdi: 1624'te babasıyla Tercan Seferi'ne katıldı, 7 Eylül 1624'te Kayseri yakınlarında Abaza Mehmed Paşa isyancı kuvvetleriyle yapılan bir savaşa tanıklık etti ve 1625'teki felaketle sonuçlanan Bağdat seferine iştirak etti.

Babasının ölümünün ardından İstanbul'a dönünce, vaiz Kâdızâde'nin derslerinin etkisiyle öğrenme arzusu yeniden alevlendi. Bir miras sayesinde başkentte kalıcı olarak yerleşebildi, ancak askerlik görevi onu yine uzaklara çekti: 1629'da Bağdat'a, 1630'da Hamedan'a. Halep'te kitapçıları ve kütüphaneleri gezerken, hayatını belirleyecek alışkanlığı edindi: el yazmaları toplamak. 1633'te Halep'ten hacca gitti ve Hacı unvanını kazandı.

1635'te İstanbul'a döndüğünde, babasının eski dostu Mehmed Kalfa aracılığıyla Süvari Mukabelesi'nde ikinci kâtip görevine getirildi. A'rec Mustafa Efendi, Ayasofya'da Molla Kürt Abdullah Efendi ve Süleymaniye'de Mehmed Efendi gibi hocalardan hukuk, mantık, astronomi, aruz ve Uluğ Bey'in zicini öğrendi. 1645'te zengin bir akrabasından kalan miras her şeyi değiştirdi: artık tamamen ilme adanabilirdi ve bu mirasın büyük kısmını, İstanbul'un en büyük kütüphanesi olacak kişisel koleksiyonunu kurmaya harcadı.

Öğrendiği kadar geniş bir alanda ders de verdi: tıp, geometri, coğrafya, usturlap, mantık, aritmetik, astronomi. Kendi araştırmaları ise sözlükbilim, fıkıh, tefsir, matematik, tıp, şecere ve tarihe kadar uzanıyordu. Bilgin çevresinde, ölümünden sonra da yaşayacak bir lakap kazandı: Kâtip Çelebi.