Van Gogh Kulağının Tamamını Kesmedi
Herkes Vincent van Gogh'un bir çılgınlık nöbetinde kulağının tamamını kestiğini 'bilir'. Kayıtlar daha küçük, daha hüzünlü bir hikâye anlatıyor.
Vincent van Gogh denince akla ilk gelen sahnelerden biri, elinde usturayla kulağını bütünüyle kesip paketleyerek birine gönderdiği anlatısıdır. Bu görüntü filmlerde, fıkralarda, günlük sohbetlerde tekrar tekrar anlatılır ve sanat tarihinin en ünlü 'deli dahisi' hakkında kesin bir gerçek gibi kabul edilir. Ama bu bir efsanedir — ya da en azından gerçekte yaşananın büyütülmüş hâlidir.
Tarihî kayıtlar daha spesifik ve daha az teatral bir olayı gösteriyor. Fransa'nın güneyinde, Arles'te, ressam Paul Gauguin ile kurduğu yoğun dostluk, bir usturanın da dahil olduğu şiddetli bir çatışmayla sona erdi. Bu öfke nöbeti sırasında van Gogh sol kulağının bir kısmını kesti — efsanenin ısrar ettiği gibi kulağın tamamını değil, bir parçasını. İşte düzeltilmesi gereken tam da bu ayrıntı: kısmi ve vahşi bir kendine zarar verme eylemi, halk hafızasında tam bir kesime dönüştürülmüş, gerçekten daha temiz ama daha ürkütücü bir hikâyeye evrilmiştir.
Bu hikâye neden böyle şişti? Van Gogh'un hayatı zaten efsaneleşmeye hazır bir malzemeydi. Psikotik nöbetlerden ve delüzyonlardan muzdarip olan ressam, zihin sağlığından endişe duyarken fiziksel sağlığını ihmal ediyor, düzgün beslenmiyor, aşırı alkol alıyordu. Yaşamı boyunca çevresindekiler tarafından deli ve başarısız biri olarak görülüyordu; sadece bir eserini satabilmişti. Zaten 'deli' damgası yemiş bir adamın kendine yönelik böylesine çarpıcı bir şiddet eylemi, her yeniden anlatımda basitleşip yoğunlaşan türden bir hikâyedir; 'kulağın bir kısmı' onlarca yıl içinde daha dramatik ve akılda kalıcı olan 'kulağın tamamı'na dönüşmüştür.
Ustura olayı, van Gogh'un Gauguin ile dostluğunun sonu oldu; bu dostluk, sonraki yıllarında zeytin ağaçları, selviler, buğday tarlaları ve ayçiçeklerinden oluşan cesur, doygun üslubunu geliştirdiği dönemde onun için büyük anlam taşımıştı. Olaydan sonra, bir dönem Saint-Rémy'de olmak üzere akıl hastanelerinde kaldı ve bir türlü bulamadığı istikrarı aradı.
Sonunda hastaneden kendi isteğiyle ayrılıp Paris yakınlarındaki Auvers-sur-Oise'da Auberge Ravoux'ya taşındı; burada homeopati uygulayan Doktor Paul Gachet'nin bakımı altına girdi. Depresyonu geçmedi. 27 Temmuz 1890'da bir altıpatlarla göğsünden kendini vurdu; iki gün sonra yaralarından öldü, henüz 37 yaşındaydı.
Tarih kategorisinden
24 Temmuz 1911: Machu Picchu'nun Dünyaya Duyurulduğu Gün
1911 yılının serin bir Temmuz sabahında, Amerikalı bir tarihçi Urubamba Nehri üzerindeki sarp bir sırtı tırmandı; öğleye varmadan, unutulmuş bir İnka şehri tüm dünyanın gündemine girecekti.
6 Mayıs 1937: Hindenburg'un Son İnişi
Zaten yarım gün rötarlıydı ve halk sahadan uzak tutulmuştu — ama akşam saat yediye doğru Hindenburg, son kez direğine doğru döndü.
24 Ağustos 79: Pompeii'de Sıradan Bir Öğle Vakti
Öğle vakti Napoli Körfezi kıyısında sıcak, sıradan bir yaz günüydü. Akşama doğru bir dağ, binlerce insanın kaderini değiştirmiş olacaktı.
11 Şubat 1990: Mandela'nın Hapisten Çıktığı Gün
27 yıl hapiste kalan 71 yaşındaki bir adam, o gün bir hapishane kapısından dünyaya yeniden yürümeyi öğrenmek zorundaydı — kameraların, kalabalığın ve nefesini tutmuş bir ülkenin karşısına.
1 Ocak 1863: Özgürlük Bildirgesi'nin Yürürlüğe Girdiği Gün
Bir başkanın tek bir günde attığı imza, üç buçuk milyondan fazla insanın hukuki statüsünü değiştirecekti — yeter ki metin zamanında tamamlansın ve söz tutulsun.
28 Ağustos 1963: "Bir Hayalim Var" Günü
O sabah 250 bin kişi Washington'ın merkezine doğru yürüdü; akşama doğru Lincoln Anıtı'nın basamaklarından yükselen bir ses, nesiller boyu hatırlanacaktı.