11 Kasım 1918: Silahların Sustuğu An

Compiègne Ormanı'nın içinde, bir demiryolu vagonunun loş ışığında imzalanan kâğıt, savaşı bitirdi — ama silahlar altı saat daha susmadı.

Tek bir günün hikayesi · 2 dakika ·

11 Kasım 1918: Silahların Sustuğu An
Maurice Pillard Verneuil, Public domain, via Wikimedia Commons

Sabahın saat beşinde, Fransa'daki Compiègne Ormanı'nda, Rethondes Garı'na yakın bir demiryolu vagonunun içinde belge imzalandı. Müttefik Orduları Başkomutanı Mareşal Ferdinand Foch, gecenin geç saatlerine kadar Alman heyetiyle masada oturmuş, büyük ölçüde kendi kaleminden çıkan şartları belirlemişti. 1914'ten beri dünyayı yakıp geçen savaş, kâğıt üzerinde artık sona ermişti.

Ancak mütareke, imza atılır atılmaz yürürlüğe girmedi. Foch ve Müttefik komuta kademesi, tuhaf ve neredeyse törensel bir kesinlikle saati belirlemişti: on birinci ayın on birinci gününün on birinci saati, yani öğleden önce saat on bir. İmza ile sessizlik arasında altı saat vardı — ve bu altı saat boyunca savaş, teknik olarak, hâlâ sürüyordu.

O sabah Batı Cephesi boyunca, artık silahlarını sonsuza dek bırakacak olan askerler, bir kez daha o silahlara sarıldı. Haberciler ve telefon hatları, imzanın haberini karargâhlardan ileri hatlara taşıdı, ama ateşin saat on bire kadar sürdürülmesi yönündeki emirler pek çok bölgede harfiyen uygulandı. Her iki taraftaki komutanlar da barışın saatler içinde geleceğini bilmelerine rağmen, askerlerini yine de ileri sürdüler.

Savaş, bu haberle durmadı. Saldırılar sürdü, mermiler düştü, askerler açık arazide makineli tüfek ateşi altında ilerledi — bu sabahın savaşın son sabahı olacağını herkes bilse de. Belirlenen saat geldiğinde, o gün şafaktan itibaren 2.738 asker ölmüştü; savaşın kaderi kâğıt üzerinde saatler önce çizilmiş olsa da.

Saat tam on birde, Paris saatiyle, silahlar sustu. Yüzlerce kilometre uzanan bir cephe boyunca, milyonlarca askerin dört yıl boyunca hayatını tanımlayan o kükreme birden kesildi. Cephedeki tanıklar, sessizliğin kendisini hatırlayacaktı — o denli tam bir yokluk ki, bir an için doğaya aykırı hissettiriyordu.