İnkalar: Bulutların Üzerindeki İmparatorluk

Ne demir biliyorlardı, ne tekerlek, ne de yazı — yine de And Dağları boyunca 4.000 kilometre uzanan bir imparatorlukta on milyon insanı yönettiler. Peki nasıl?

Kayıp uygarlıklar · 2 dakika ·

İnkalar: Bulutların Üzerindeki İmparatorluk
Martin St-Amant (S23678), CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

13. yüzyılın başlarında, Peru'nun yüksek ovalarında, Puna denen bölgede küçük bir topluluk büyümeye başladı. Kendi topraklarına Tawantinsuyu, yani 'dört parçanın ülkesi' dediler; başkentleri ise dağlar arasına gizlenmiş Cuzco kentiydi. Ancak bu topluluğun soyundan gelenlerin, Kolomb öncesi Amerika'nın gördüğü en büyük imparatorluğu kurmaya başlaması ancak 1438'de gerçekleşti.

Rakamlar başlı başına şaşırtıcı. 1438 ile 1533 arasında İnka hükmü, bugünkü Peru'yu, Ekvador'un batısını, Bolivya'nın batı ve güney-orta kesimlerini, Arjantin'in kuzeybatısını, Kolombiya'nın güneybatı ucunu ve Şili'nin büyük bir bölümünü kapsıyordu — Avrasya'nın büyük imparatorluklarıyla kıyaslanabilecek bir devlet. Oysa imparatorluğa adını veren İnka soylu sınıfı, muhtemelen sadece 15.000 ila 40.000 kişiden oluşuyordu. Yönettikleri nüfus ise yaklaşık 10 milyondu.

Bu başarıyı tarihçilerin gözünde neredeyse akıl almaz kılan şey, İnkaların sahip olmadıklarıdır. Antropolog Gordon McEwan, Tawantinsuyu'yu 'insanlık tarihinin en büyük imparatorluk devletlerinden biri' olarak tanımlar — tekerlek, yük hayvanı, demir ya da çelik bilgisi, hatta bir yazı sistemi olmadan kurulmuş bir devlet. Yazı yerine İnka yöneticileri, imparatorluk çapında iletişim ve yönetim için düğümlü iplerden oluşan quipu (khipu) kullanıyordu.

Bunun yerine inşa ettikleri şey, muazzam ölçekli bir altyapıydı: imparatorluğun her köşesine ulaşan Qhapaq Ñan yol ağı, anıtsal taş mimari ve dağ yamaçlarını tarıma açan taraçalar. İnce dokunmuş tekstiller ve tarımsal yenilikler, zorlu ve yüksek irtifalı bir coğrafyanın milyonlarca insanı besleyebilmesini sağladı.

Modern göze daha da tuhaf gelen şu ki, İnka ekonomisi parasız ve büyük ölçüde pazarsız işliyordu. Mal ve hizmet değişimi; bireyler, topluluklar ve tebaa ile hükümdarlar arasındaki karşılıklılık ilkesine dayanıyordu. Bugün vergi diyebileceğimiz şey, imparatorluğa borçlu olunan bir emek yükümlülüğüydü. Karşılığında Sapa İnka — teorik olarak tüm üretim araçlarının sahibi olan imparator — halkına toprak ve mal erişimi sağlıyor, şölenler düzenliyordu.