Hazarlar: Kaybolan Bozkır İmparatorluğu

7. ile 10. yüzyıllar arasında İdil'den Kafkasya'ya, Kırım'dan Kiev'e uzanan bir bozkır imparatorluğu kurdular, yönetici sınıfları Museviliği benimsedi, sonra da tarihin içinde neredeyse hiçbir yazılı iz bırakmadan eridiler. Peki Hazarlar kimdi?

Kayıp uygarlıklar · 3 dakika ·

Hazarlar: Kaybolan Bozkır İmparatorluğu
CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

6. yüzyılın sonlarında, Batı Türk Kağanlığı'nın dağılmasının ardından bozkırda yeni bir güç doğdu: Hazarlar. İdil (Volga) Nehri kıyıları ile Kırım yarımadası arasında kurdukları imparatorluk, Doğu Avrupa ile Batı Asya arasındaki ticaret yollarını denetim altına aldı. 7. ile 10. yüzyıllar arasında güçlü teşkilatları, canlı ticari faaliyetleri, dinî hoşgörüleri ve iktisadi refahlarıyla Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzey düzlüklerinde İtil'den Özü'ye, Çolman'a ve Kiyef'e uzanan sahada siyasi istikrar sağladılar.

Hazarların resmî tarihe girişi 626-627 yıllarına dayanır: Bizans İmparatoru Herakleios, Sasani İran'a saldırmak için onlardan kırk bin kişilik bir süvari birliği talep etmişti. Bizans temsilcileriyle Hazar önderlerinin Tiflis surları altında görüşmesi, Hazar tarihinin başlangıcı sayılır. Bu ilişki bir asır sonra evlilik yoluyla daha da güçlendi: Bizans İmparatoru III. Leon, 733 yılında oğlu — sonradan V. Konstantinos olacak veliaht — ile Hazar Kağanı'nın kızı Çiçek'i evlendirdi. 10. yüzyıl İslam tarihçisi El-Mesûdî ise bu uzun tarihî seyri, Hazarların Sabar Türklerinin devamı olduğuna dair bir kanıt olarak okumuştur.

Hazarların etnik kökenine dair kesin bir kanıt yoktur; devletleri baştan sona çok dilli ve çok etnikli bir yapıydı. SSCB'li bazı tarihçiler onları Kuzey Kafkasya'nın yerli halklarından biri sayarken, D.M. Dunlop ve P.B. Golden gibi araştırmacılar Tiele veya Uygur soyuna bağlamışlardır; Golden ise Uygur bağlantısına karşı çıkıp gerçek akrabalığın Ogur boyları üzerinden kurulduğunu öne sürmüştür. Çin kaynakları onları 'Türk-Hazar' diye anarken, Bizans kayıtları 586'da onları hem Hazar hem Türk olarak zikreder. Arap coğrafyacılar İbn Havkal ve İstahrî ise 'Hazar' adının bir millet ya da halk ismi olmadığını, sadece başkenti İtil olan ülkeye verilmiş bir isim olduğunu savunmuşlardır.

İstahrî, Hazarları Ak-Hazarlar ve Kara-Hazarlar diye ikiye ayırır: Ak-Hazarlar çarpıcı yakışıklı, mavi gözlü, kızıl saçlı; Kara-Hazarlar ise koyu tenli bir Hint tipi olarak tarif edilir. Bilim adamları bugün bunun bir ırk ayrımı değil, sosyal bir sınıflandırma olduğunda hemfikirdir — Kara Hazarlar alt tabaka, Ak Hazarlar ise soylular ve kraliyet mensuplarıdır. Yine de İbn Rabbihî ve İbn Sa'd El-Mağribî gibi çağdaş yazarlar da Hazarları açık tenli, mavi gözlü, kızıl saçlı ve iri yapılı diye tanımlamışlardır. Buna karşın antropolojik çalışmalar, yönetici sınıfın İç Asyalı, Mongoloid özellikler taşıdığını göstermektedir; bu çelişki hâlâ tam çözülmemiştir.

Dilleri konusunda da benzer bir bulanıklık vardır. Kraliyet hanedanının eski Türk dilinin doğu koluna yakın bir dil konuştuğu, tebaa boyların ise Bolgarca ve Çuvaşça'ya bağlı Oğur grubu lehçeler kullandığı düşünülür — tıpkı Moğolcanın Altın Orda hanedanının dili olarak varlığını sürdürürken, askerî kitlenin Kıpçak Türkçesi konuşmasına benzer biçimde. İstahrî, Hazar dilinin bildiği hiçbir dile benzemediğini iddia etmekle birlikte onu Bolgarcaya da benzetmiştir. Ülkede Alan dili de yaygın biçimde konuşulmaktaydı.