Le Désespéré: Courbet'nin Gizli Çaresizliği

Genç bir ressam kendi saçlarını avuçlamış, gözleri fal taşı gibi açık, ağzı yarı aralık — ve tuvalden dosdoğru izleyicinin gözlerine bakıyor. Neredeyse iki asır sonra, dünya hâlâ ona bakıyor.

Sanat eserleri · 3 dakika ·

Le Désespéré: Courbet'nin Gizli Çaresizliği
Gustave Courbet, Public domain, via Wikimedia Commons

45 x 54 santimetrelik, bir poster kâğıdı boyutunda küçük bir yağlıboya tabloda, genç bir adam kendi kara saçlarını avuçlarıyla sıkıca kavramış. Gözleri olabildiğince açık, ağzı ise sözcüğe dönüşmeyen bir iniltiyle yarı aralık kalmış. Boynunda gevşekçe duran lacivert bir eşarp; arkasındaki gölgeli odaya karşı bembeyaz parlayan bir gömlek. Işık yukarıdan ve soldan düşüyor, solgun yüzü karanlığın içinden neredeyse tiyatral bir yoğunlukla oyuyor. Bu tablo Le Désespéré — Çaresiz Adam — ve o yüz Gustave Courbet'nin kendisine ait.

Courbet bu eseri 1843-1845 yılları arasında, Paris'teki ilk yıllarında, henüz sanatçı kimliğini ararken yaptı. O sıralar Louvre'da uzun saatler geçirip İspanyol ve Flaman ustaları — José de Ribera, Francisco de Zurbarán, Diego Velázquez, Rembrandt — kopyalıyor, onların gölge ve insani yoğunluk ustalığını özümsemeye çalışıyordu. Aynı dönemde arkadaşlarının ve müşterilerinin portrelerini yapıyor, aynayı kendine de çeviriyordu; 1842 tarihli Siyah Köpekli Otoportre bunun erken bir örneğiydi.

Le Désespéré ile Courbet basit ama çarpıcı bir şekilde gelenekten koptu: portreler için alışılagelmiş dikey formatı terk edip kendini yatay, manzara formatında resmetti. Yakın plan çerçeveleme, izleyicinin gözlerine dosdoğru dalan bakış ve ellerinin saçları çekiştirdiği tiyatral jest, coşkuyu soğukkanlılığa tercih eden romantik portre geleneğine ait unsurlardı. Courbet kendini hiçbir zaman romantik bir ressam olarak tanımlamadı, ama bu erken eser, Jacques-Louis David'in kalıplaşmış ifadelerini ve incelediği İspanyol ressamların dilini nasıl özümsediğini gösteriyor.

Bu tablonun gerçek bir kişisel ıstırap anını mı yansıttığı yoksa sadece duygusal ifade üzerine teknik bir alıştırma mı olduğu bilinmiyor. Ama Courbet'nin kendi sözlerinde bir ipucu saklı. Dostu ve hamisi Alfred Bruyas'a yazdığı bir mektupta şöyle itiraf ediyordu: «Beni tanıdığınız bu gülen maskenin ardında, kalbi içeriden bir vampir gibi kavrayan kederi, acılığı ve hüznü saklıyorum.» Le Désespéré'yi bu maskenin ardındaki yüz olarak görmek cazip, ama ispatlanamaz bir yorum.

Tablo, Courbet için o denli değerliydi ki, 1873'te siyasi sürgün onu İsviçre'ye kaçmak zorunda bıraktığında yanında taşıdı. Yıllar sonra Paul Collin adlı bir doktor, Courbet'nin atölyesini anlatırken, «Courbet'yi çaresiz bir ifadeyle gösteren, bu yüzden Désespoir adı verilen bir tablo» gördüğünü not düşmüştü — eserin ressamın kendi mekânında nasıl yaşamaya devam ettiğine dair küçük ama canlı bir iz.