Sovyetler Birliği'nin Çöküşü: Kızıl Bayrağın İnişi

Yirminci yüzyılın son günlerinde dünya, bir süper gücün çöküşünü hayretle izledi. Bir zamanlar durdurulamaz görünen Sovyetler Birliği birkaç ay içinde dağıldı; geride hem zafer hem trajedi barındıran bir miras bıraktı.

Tarihin dönüm noktaları · 3 dakika ·

Sovyetler Birliği'nin Çöküşü: Kızıl Bayrağın İnişi
Philipp Johann Strahlenberg engraverː Theodore Spendelowe in London., Public domain, via Wikimedia Commons

Sovyetler Birliği'nin dağılması, yavaş ama kaçınılmaz bir çözülmenin sonucuydu. Ülke yıllardır ekonomik durgunlukla, sürdürülemez bir silahlanma yarışıyla ve içerideki etnik gerilimlerle boğuşuyordu. 1980'lerin sonuna gelindiğinde bu sorunlar artık taşınamaz hâle gelmişti. Reformcu lider Mihail Gorbaçov, sistemi glasnost ve perestroyka ile modernleştirmeye çalıştı; ancak çabaları çöküşü yalnızca hızlandırdı. Devleti canlandırmak için tasarlanan reformlar, milliyetçi hareketlerin ve siyasi muhalefetin önündeki bentleri yıktı.

Gorbaçov'un Mart 1985'te genel sekreter seçilmesi yeni bir dönemin başlangıcıydı. Elli dört yaşındaki Gorbaçov, Politbüro'nun en genç üyesiydi ve Sovyet liderliğine taze bir bakış getiriyordu. Amacı durgunlaşan ekonomiyi canlandırmaktı; ancak bunun için siyasi reformun şart olduğunu çabuk kavradı. Liderlik kadrosunu yeniden şekillendirmeye girişti: Yegor Ligaçov ile Nikolay Rıjkov'u Politbüro'ya aldı, Boris Yeltsin'i ise yükselterek kısa sürede Moskova parti örgütünün başına getirdi. Bu hamleler daha açık bir toplumun zeminini hazırlarken, iç çatışmanın da fitilini ateşledi.

Reformların getirdiği ifade özgürlüğü, milliyetçi hareketlerin serpilmesine olanak tanıdı. Uzun süredir bastırılan etnik gruplar kimliklerini yeniden dile getirmeye başladı. Kasım 1988'de devlet egemenliğini ilan eden ilk cumhuriyet olan Estonya'da kendi kaderini belirleme talebi giderek güçlendi. Bu arada Sovyetler'in en tanınmış muhalifi Andrey Saharov'un, Aralık 1986'da bizzat Gorbaçov'un telefonuyla iç sürgünden Moskova'ya dönmesi, siyasi iklimdeki dönüşümün simgesi oldu: Rejim artık muhalefete karşı daha hoşgörülüydü.

Gorbaçov'un demokratikleşme hamlesi önemli değişimler getirdi. Komünist Parti 1989'da, yeni bir yasama organı olan Halk Temsilcileri Kongresi için sınırlı da olsa çok adaylı seçimleri kabul etti; yine de baskın siyasi güç olmayı sürdürdü. Reformların yavaşlığını eleştirdiği için Moskova'daki görevinden alınan Boris Yeltsin, düzen karşıtı bir figür olarak hızla popülerlik kazandı. 'Gizli konuşmasının' haberi elden ele yayıldı ve Gorbaçov'la arasındaki sert rekabetin başlangıcı oldu. Bu çekişme, Sovyetler Birliği'nin son günlerinde belirleyici bir rol oynayacaktı.

Baltık cumhuriyetlerindeki protestolar, büyüyen huzursuzluğun en görünür işaretlerindendi. Aralık 1986'da Riga'da 300 Letonyalı genç, 'Sovyet Rusya dışarı! Özgür Letonya!' sloganlarıyla sokaklara döküldü ve güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldi. Kazakistan'da ise Gorbaçov'un Dinmuhamed Kunayev'i görevden almasının ardından Jeltoksan olayları patlak verdi. Bu gelişmeler, merkezî hükûmet ile cumhuriyetler arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini gösteriyordu.