Goethe ve Schiller: Alman Edebiyatının İkilisi
Bir dükün emrine karşı geldiği için kısa süreliğine hapis yatan genç bir oyun yazarı, Almanya'nın en ünlü yaşayan yazarıyla tanışır — ve birlikte bir çağ yaratırlar.
Friedrich Schiller, 10 Kasım 1759'da Württemberg Dükalığı'na bağlı Marbach'ta, askeri doktor bir babanın altı çocuğu arasındaki tek oğlu — beş kız kardeşinin arasındaki yegâne erkek — olarak, sıkı Protestan bir ailede dünyaya geldi. Büyük Frederick'in adını taşısa da herkes ona Fritz derdi; çocukluğunun büyük bölümü, köy papazının gözetiminde İncil çalışmakla geçti — ileride oyunlarına sızacak ahlaki bir dramın ilk tohumları böyle atıldı. Ailesi onu papaz yapmak isterken kader başka bir yol çizdi: 1773'te Württemberg Dükü onu fark etti ve Stuttgart'taki seçkin Karlsschule askeri akademisine yazdırdı; hukuktan tıbba geçen Schiller 1780'de doktor unvanı aldı.
Karlsschule'de, sınıf arkadaşlarıyla Rousseau ve Goethe okurken ilk oyunu Haydutlar'ı kaleme aldı. Birbirine düşman iki asilzade kardeşin — asi Karl Moor ile entrikacı Franz'ın — hikâyesi, 13 Ocak 1782'de Mannheim'da sahnelendiğinde Alman tiyatrosunu sarstı; Schiller bir gecede ünlendi ve bu eseri sayesinde Fransız Cumhuriyeti'nin fahri üyesi ilan edildi. Ama prömiyere katılmak için görev yerinden izinsiz ayrılmıştı; Dük Karl Eugen onu tutuklattı, on dört gün hapse attırdı ve yeni eser yayımlamasını yasakladı.
Schiller 1782'de Stuttgart'tan kaçtı; Frankfurt, Mannheim, Leipzig ve Dresden'i dolaştıktan sonra Weimar'a yerleşti. Yolculuğu sırasında zeki ama dengesiz bir subay eşi olan Charlotte von Kalb ile bir ilişkiye girdi, mali sıkıntılar peşini bırakmadı; ancak dostlarının ve ailesinin yardımıyla ayakta kalmayı başardı. 1787'de kalıcı olarak Weimar'a yerleşti, iki yıl sonra Jena Üniversitesi'nde Tarih ve Felsefe profesörü oldu; evrensel tarih çalışmanın amacı üzerine bir açılış dersi verdi ve bu görevinden tarihsel eserler üretti.
Tam bu yıllarda Schiller'in yolu, Almanya'nın zaten en ünlü yazarı olan Johann Wolfgang von Goethe ile kesişti. 1788-1805 arasında gelişen bu ilişki, üretken olduğu kadar bazen karmaşıktı, ama sonuçta dönüştürücüydü. İki adam estetik üzerine durmaksızın tartıştı ve yazıştı; huzursuz, kesin, tutkulu Schiller, Goethe'yi yıllardır taslak halinde bıraktığı eserleri tamamlamaya teşvik etti.
Bu alışverişten, bugün Weimar Klasiği olarak anılan dönem doğdu; Alman dramı, şiiri ve düşüncesi klasik idealleri çağın tutkularıyla kaynaştırdı. İki yazar birlikte Weimar Tiyatrosu'nu kurarak paylaştıkları vizyona kurumsal bir yuva ve fikirlerin sahnede sınandığı bir platform kazandırdı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.