Winston Churchill: Asla Teslim Olmayan Adam
Bir sarayda doğup asker ve yazar olarak anılan bu adam, bir imparatorluğu kaybetti ama bir savaşı sinir gücüyle kazandı — kariyerinin en büyük başarısızlıklarından biri olan Gelibolu'yu da içinde barındıran bir yolculukla.
30 Kasım 1874'te Blenheim Sarayı'nda dünyaya geldi; babası Randolph Churchill Muhafazakâr Parti milletvekiliydi, annesi Jennie ise Amerikalı bir iş adamının kızıydı. Marlborough Dükleri'nin soyundan gelen bu aristokrat çocuk, St George's Okulu'nda pek de başarılı bir öğrenci değildi. Brunswick Okulu ve Harrow'dan sonra, üçüncü denemesinde Kraliyet Harp Okulu Sandhurst'e girmeyi başardı; Eylül 1893'te süvari sınıfına kadet olarak kabul edildi.
1895'te 4. Kraliçe'nin Kendi Hafif Süvari Alayı'na atandı ve hiç vakit kaybetmeden aksiyon aradı. Küba Bağımsızlık Savaşı'nı gözlemci olarak izledi, ardından İngiliz Hindistanı'nda, Sudan'daki Mehdist Savaş'ta ve İkinci Boer Savaşı'nda görev yaptı; burada esir düştü ve kaçışıyla millî kahraman oldu. Bütün bunları yazıya döktü, siyasi hırsları büyürken savaş muhabirliği ve yazarlık kariyerini de paralel yürüttü.
1900'de Muhafazakâr Parti'den milletvekili seçildi, 1904'te Liberallere geçti; Asquith hükümetinde Ticaret Kurulu Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı yaptı, cezaevi reformunu ve işçi sosyal güvenliğini savundu. I. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Deniz Kuvvetleri Bakanı olarak 1915'te Çanakkale Boğazı'na yönelik deniz saldırısını yönetti; bu, Gelibolu harekâtının bir öncüsüydü ve felaketle sonuçlandı. Bu başarısızlığın sorumlusu sayılan Churchill görevinden istifa etmek zorunda kaldı ve altı ay boyunca Batı Cephesi'nde Kraliyet İskoç Piyade Alayı'na katılarak yeniden asker oldu.
1917'de Lloyd George hükümetinde göreve döndü; Cephane Bakanlığı, Harbiye Bakanlığı, Hava Kuvvetleri Bakanlığı ve Sömürgeler Bakanlığı yaptı, Anglo-İrlanda Antlaşması'nı ve Orta Doğu politikasını şekillendirdi. 1924-1929 arasında Maliye Bakanı olarak sterlini 1925'te altın standardına döndürdü, bu da ekonomiyi olumsuz etkiledi. Ardından 1930'ların 'vahşi yılları' geldi — görevden uzak ama sessiz değil: Nazi Almanyası'nın tehdidine karşı yeniden silahlanma çağrısı yapanların başındaydı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.