Darwin ve Wallace: Aynı Fikre İki Ayrı Yol
1858'de, Malay Takımadaları'nda sıtmadan yatan bir doğabilimciden bir mektup geldi ve bu mektup Charles Darwin'i yıllardır sakladığı fikri nihayet açıklamaya zorladı. Alfred Russel Wallace, tek başına, aynı devrimci düşünceye ulaşmıştı.
Alfred Russel Wallace, 8 Ocak 1823'te Llanbadoc, Monmouthshire'da, dokuz çocuklu bir ailenin sekizinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailenin maddi durumu babasının başarısız yatırımlarıyla giderek kötüleşti. Hertford'daki dilbilgisi okulunu 1837'de bitirdikten sonra Londra'ya, ağabeyi John'un yanına taşındı; burada London Mechanics Institute'ta Robert Owen ve Thomas Paine'in radikal fikirleriyle tanıştı. Ardından diğer ağabeyi William'ın yanında harita-kadastro çırağı olarak Orta Galler ve İngiliz sınır bölgelerinde çalışmaya başladı.
1840-1843 yılları arasında kırsalda kadastrocu olarak çalışırken çevresindeki bitkilere ilgi duymaya başladı ve amatör bir botanikçi olarak koleksiyon yapmaya koyuldu. 1843'te babası öldü ve kadastro işi azalınca kısa bir süre işsiz kaldı; 1844'ün başında Leicester'daki Collegiate School'da öğretmenlik görevine başladı. Akşamları kütüphanede Thomas Malthus'un nüfus üzerine denemesini, Alexander von Humboldt'un gezi yazılarını, Charles Lyell'in jeolojisini ve Darwin'in Beagle Gemisi'nin Seyahati'ni okudu. Burada, kendisini böcek koleksiyonculuğuna yönlendirecek olan doğabilimci Henry Walter Bates ile tanıştı.
1848'de Wallace ve Bates, örnek toplamak üzere Brezilya'ya, Amazon Nehri havzasına gittiler. Yağmur ormanının olağanüstü çeşitliliği içinde, türlerin nasıl ortaya çıktığı sorusu zihninde şekillenmeye başladı. 1852'de İngiltere'ye döndü, ancak 1854'te bu kez Malay Takımadaları'na gitti ve 1862'ye kadar orada kaldı.
Güneydoğu Asya adalarında, sonradan Wallace Çizgisi olarak anılacak bir hayvan coğrafyası sınırı belirledi: takımadaların batısında büyük ölçüde Asya kökenli hayvanlar, doğusunda ise Avustralasya faunasını yansıtan türler bulunuyordu. Bu keşif, onu 19. yüzyılın hayvan türlerinin coğrafi dağılımı konusundaki en önde gelen uzmanı yaptı; kimi zaman biyocoğrafyanın, daha spesifik olarak zoocoğrafyanın babası olarak anılır.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.