Mozart: Dahi Çocuğun Kısa Hayatı
Üç yaşında bir çocuk, babasının klavikordunda parmaklarıyla üçlü sesler çıkarıyordu; iki yıl sonra kendi bestelerini yazıyordu.
Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756'da Salzburg'da, Getreidegasse 9 numarada dünyaya geldi. Leopold ve Anna Maria Mozart'ın yedi çocuğunun en küçüğüydü; sadece o ve ablası Maria Anna, lakabıyla Nannerl, çocukluğu aşabildi. Vaftiz adı Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart'tı; yetişkinlikte kendisini Wolfgang Amadè Mozart olarak tanıttı.
Babası Leopold, Salzburg Prens-Başpiskoposu'nun müzik kadrosunda kemancıydı ve tanınmış bir keman metodu kitabı yazmıştı. Oğlunun tek öğretmeni oldu. Nannerl yedi yaşında klavikord derslerine başladığında üç yaşındaki kardeşi izliyor, çaldığı üçlü seslerden keyif alıyordu. Dört yaşında babası ona bir oyun gibi küçük parçalar öğretmeye başladı; beş yaşında Wolfgang kendi bestelerini yapıyor, babası bunları kâğıda döküyordu. Leopold, oğlundaki bu yeteneğe hayran kalıp kendi bestekârlığını bıraktı ve onu 'Tanrı'nın Salzburg'da doğmasına izin verdiği mucize' diye tanımladı.
Çocukluğu sürekli seyahatle geçti. 1762'de Münih'te Bavyera Kurfüstü'nün sarayında, ardından Prag ve Viyana'da konserler verdi. Üç buçuk yıl süren büyük Avrupa turunda Münih, Mannheim, Paris, Londra, Lahey, Zürih ve Donaueschingen'i dolaştı; Londra'da İtalyan çellist Giovanni Battista Cirri ile çaldı. Bu geziler sırasında Johann Sebastian Bach'ın eserleriyle tanıştı. 1767'de gittiği Viyana'da çiçek hastalığına yakalandı, ardından iyileşti.
1769-1773 arasında üç kez İtalya'ya gitti. Bu seyahatler sırasında Milano'da sahnelenen Mitridate Rè di Ponto, Ascanio in Alba ve Lucio Silla operalarını besteledi. Bologna'da Accademia Filarmonica'ya üye kabul edildi. İtalya'dayken Sistina Şapeli'nde bir kez dinlediği Gregorio Allegri'nin Miserere'sini hafızasından yazıya döktüğü ve bunu yaparken küçük hataları da düzelttiği anlatılır.
On yedi yaşında Salzburg sarayında müzisyen oldu, fakat tatminsizlik onu daha iyi bir konum aramaya itti. 1777-1779 arasındaki bu yolculuk onu Paris, Mannheim ve Münih'e taşıdı. Mannheim'da Aloysia Weber'e âşık oldu, ilişki bitse de dört yıl sonra kız kardeşi Constanze ile evlendi. Annesi 1778'de Paris'te öldü. Salzburg'a döndüğünde beş keman konçertosunu, Sinfonia Concertante'yi, çeşitli ayinleri ve Münih'te 1780'de sahnelenen İdomeneo operasını yazdı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.