Hedy Lamarr: Hollywood Yıldızı ve Wi-Fi'ın Büyükannesi
Hollywood onu perdedeki en güzel yüz olarak tanıdı. Oysa geceleri yemek masasında torpido güdüm sistemleri çiziyordu.
1933 yılında Avusturyalı genç bir oyuncu olan Hedwig Kiesler, Ecstasy filminde çıplaklığı ve simüle edilmiş bir orgazm sahnesiyle Avrupa'yı sarstı. Film onu hem ünlü hem tartışmalı kıldı; Amerika'da yasaklandı. Henüz on sekiz yaşındaydı ve yeteneğine rağmen etrafındaki sınırlamalardan sıkılmıştı.
Bu sınırlamaların en büyüğü, evlendiği Avusturyalı silah tüccarı Friedrich Mandl'dı. Ülkenin en zengin üçüncü adamı olduğu söylenen Mandl'ın Mussolini ve sonrasında Hitler ile bağlantıları vardı. 1933'te evlendiği bu adamın yanında Lamarr, kendi ifadesine göre kontrol altında tutuldu, oyunculuktan alıkondu, ama aynı zamanda güçlü adamların silah teknolojilerini tartıştığı yemeklerde bulunma fırsatı da buldu.
Sonunda kaçtı; önce Paris'e, ardından Londra'ya gitti ve orada MGM'in başındaki Louis B. Mayer ile tanıştı. Mayer ona Hollywood'da bir sözleşme teklif etti ve Hedwig Kiesler, Hedy Lamarr oldu. 1938 yapımı Algiers filmindeki performansıyla yıldızlaştı; 1940 yapımı vahşi batı filmi Boom Town, 1942 yapımı dram filmi White Cargo ve 1949'da Victor Mature ile birlikte oynadığı Samson and Delilah gibi filmlerle başarısını sürdürdü.
Ancak Lamarr'ın zihni senaryoların ötesinde çalışıyordu. Çocukluğunda Viyana'da babası onu gezdirir, makinelerin nasıl işlediğini anlatırdı; bu merak, evliliklerinden ve film sözleşmelerinden çok daha uzun ömürlü oldu. Stüdyo hayatının tekdüzeliğinden sıkılan ve II. Dünya Savaşı başladığında müttefiklere yardım etmek isteyen Lamarr, bu merakını icada yöneltti.
Ortağı beklenmedik biriydi: besteci ve avangart piyanist George Antheil. Birlikte, torpidolar için frekanslar arasında öngörülemez şekilde atlayabilen bir radyo güdüm sistemi geliştirdiler; bu sayede Mihver güçlerinin sinyali bozması neredeyse imkânsız hâle geliyordu. Bu sisteme 'Gizli İletişim Sistemi' adını verip ABD'de patentini aldılar.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.