Ortaçağ İnsanları Dünyayı Düz Sanmıyordu

Herkes 'bilir': Kolomb'dan önce Avrupalılar dünyanın düz olduğuna inanırmış, Karanlık Çağ'da cehalet içinde yaşarmış. Kaynaklar bambaşka, çok daha ilginç bir hikâye anlatıyor.

Tarihi yanlış bilinenler · 3 dakika ·

Ortaçağ İnsanları Dünyayı Düz Sanmıyordu
Jules & Jenny from Lincoln, UK, CC BY 2.0, via Wikimedia Commons

Bu iddia sınıflarda ve sıradan sohbetlerde durmadan tekrarlanır: Kolomb öncesi Avrupalılar dünyanın düz olduğuna inanır, modern bilim onları aydınlatana kadar cehalet içinde yaşarmış. Bu, Orta Çağ hakkındaki en dayanıklı efsanelerden biri — ve elimizdeki kaynaklar bu inancı ne doğruluyor ne de doğrudan ele alıyor. Kaynakların açıkça gösterdiği şey ise başka: dönemin 'karanlık' ününün nereden geldiği, ve bu ünü Orta Çağ insanları kendileri üretmedi.

'Karanlık Çağ' etiketi ve geri kalmış bir Orta Çağ fikri, belirli bir noktaya kadar izlenebilir: 1330'lar, İtalyan hümanist ve şair Petrarca'nın tarihi ikiye ayırdığı yıllar. Hristiyanlık öncesi dünyayı antiqua, yani 'antik' diye adlandırıp bir aydınlık çağı olarak sundu; Roma'nın çöküşünden sonraki yüzyılları ise buna kıyasla karanlık saydı. Petrarca kendi cehaletini anlatan bir Orta Çağ insanı değildi — kendisinden önceki dönemi geriye dönük olarak olumsuz yargılayan, klasik antikiteyi yüceltmek isteyen bir düşünürdü.

Bu çerçeve kalıcı oldu. Leonardo Bruni, 1442 tarihli Floransa Halkının Tarihi adlı eserinde tarihi antik, orta ve modern diye üçe ayıran ilk tarihçi oldu; ortadaki dönemi 'Roma İmparatorluğu'nun çöküşü ile on birinci-on ikinci yüzyıllarda şehir yaşamının yeniden canlanması' arasına yerleştirdi. Alman tarihçi Christoph Cellarius, 17. yüzyılda bu üçlü şemayı standartlaştırdı. 'Orta Çağ' terimi Latince'de ilk kez ancak 1469'da, media tempestas yani 'orta mevsim' olarak ortaya çıktı. Orta Çağ insanları kendi dönemlerini asla 'ortaçağ' ya da 'karanlık' diye adlandırmadı — kendi zamanlarını 'modern' olarak görüyorlardı.

Sözde Karanlık Çağ hakkında kaynakların gösterdiği gerçek ise entelektüel ve kurumsal başarılarla dolu bir dönem. 1000'den sonra başlayan Yüksek Orta Çağ'da, tarımsal yenilikler ve verimi artıran iklim ısınması sayesinde nüfus önemli ölçüde arttı. Üniversiteler kuruldu. İman ile aklı birleştirmeyi hedefleyen skolastik felsefe gelişti. Thomas Aquinas karmaşık teolojik eserler üretti; Dante ve Chaucer kalıcı şiirler yazdı; Giotto resim yaptı; Marco Polo Asya'ya kadar seyahat etti; Chartres gibi katedraller, ileri mühendislik bilgisi gerektiren gotik taş işçiliğiyle yükseldi.

İmparatorluğun çöküşü sırasında bile bilgi kaybolmadı, yer değiştirdi ve sürdü. Roma'nın doğrudan devamı olan Bizans İmparatorluğu, kendi hukuk kodu olan Corpus Juris Civilis'i korudu; bu kod 11. yüzyılda Kuzey İtalya'da yeniden keşfedilerek dönemin fikri canlanmasını doğrudan besledi. Öte yandan Avrupa'ya komşu İslam dünyası, 8. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın sonlarına kadar bilim, teknoloji, sanat ve kültürde dünyanın en gelişmiş medeniyeti oldu — bu da evrensel bir karanlık ya da geri kalmışlık dönemine kanıt değildir.