Cervantes: Esaretten Don Kişot'a
Bir deniz savaşında kolunu, korsanlara esir düşünce özgürlüğünü, yoksulluk içinde geçen yıllarda ise adını yitirdi — ama bu enkazın içinden modern romanın ilki doğdu.
Miguel de Cervantes Saavedra, 29 Eylül 1547'de Alcalá de Henares'te, geçim sıkıntısı çeken berber-cerrah Rodrigo ile becerikli eşi Leonor de Cortinas'ın ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Aile, borçlardan kaçarak ve iş bulma umuduyla sürekli taşındı; Rodrigo 1553-1554 arasında borç yüzünden hapse girdiğinde, Leonor yedi çocuğunu tek başına ayakta tuttu. Cervantes daha sonra kendini kekeme olarak tanımlamıştır; bu ister gerçek ister mecazi olsun, İspanyol dilinin en büyük sesinin çekingen bir çocuktan çıkması edebiyatın tuhaf ironilerindendir.
1569'da başı derde girdi: 15 Eylül tarihli bir tutuklama kararı, Miguel de Cervantes adlı birinin bir düelloda Antonio de Sigura'yı yaraladığını iddia ediyordu. Suçlu bulunması hâlinde ceza ağırdı — sağ elinin kesilmesi ve on yıl sürgün. Suçlu olsun ya da olmasın, Cervantes İspanya'dan kaçıp Roma'ya gitti; burada kardinal olacak Giulio Acquaviva'nın hizmetinde iş buldu.
Savaş ona yeni bir yol açtı. 1570'te II. Selim Kıbrıs'ı ele geçirince Papa V. Pius Osmanlılara karşı birlik çağrısı yaptı; Cervantes Roma'da toplanan İspanyol birliğine katıldı. Napoli'ye gitti; burada aile dostu ve bölgenin askeri komutanı olan Álvaro de Sande, ona Sicilya Tercio'sunda bir görev verdi.
7 Ekim 1571'de, Marquesa adlı kadırgada savaşırken tarihin en büyük deniz savaşlarından biri olan İnebahtı Deniz Savaşı'na katıldı. Göğsünden iki kez yaralandı, bir top güllesi sol elini paramparça etti ve elini kalıcı olarak kullanamaz bıraktı — bu yarayı ömrünün sonuna dek bir onur nişanesi gibi taşıdı. 1575'e kadar askerlik hizmetine devam etti.
O yıl yeni bir kötü şans onu buldu. 26 Eylül 1575'te Cezayir korsanları tarafından Akdeniz'de esir alındı ve Cezayir'e götürüldü; burada 1575'ten 1580'e kadar yaşadı. Sonunda 1580'de fidyeyle kurtulup Madrid'e döndüğünde, bedenen zayıflamış, maddi açıdan çökmüş ama hayatta bir adamdı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.