Albert Einstein: Patent Memurundan Dahiye

Konuşmayı öğrenmekte geciken, ailesini kaygılandıran bir çocuk, bir gün dünyaya zamanın bile eğilebileceğini öğretecekti. Bern'deki küçük bir patent ofisinde, damgalarını basan sıradan bir memur, fiziğin yasalarını sessizce yeniden yazmaya başlamıştı.

Tarihi figürlerin hayatları · 2 dakika ·

Albert Einstein: Patent Memurundan Dahiye
Ferdinand Schmutzer / Adam Cuerden, Public domain, via Wikimedia Commons

Albert Einstein, 14 Mart 1879'da Alman İmparatorluğu'na bağlı Ulm kentinde, dindar olmayan Aşkenazi Yahudi bir çiftin, satıcı ve mühendis Hermann Einstein ile Pauline Koch'un çocuğu olarak dünyaya geldi. Aile kısa süre sonra Münih'e taşındı; burada Hermann ve kardeşi Jakob, doğru akımla çalışan elektrikli cihazlar üreten bir şirket kurdu. Küçük Albert konuşmayı öğrenmekte oldukça geç kaldı, ailesini kaygılandıracak kadar. Beş yaşındayken hasta yatağında babası ona bir pusula hediye etti; ibrenin görünmez bir kuvvetle hareket etmesi onu derinden etkiledi ve ardında gizli bir şeyin bulunması gerektiğini hissetti.

Okul hayatı düzensizdi. Önce Katolik bir ilkokula, ardından Luitpold Gymnasium'a gitti, fakat okulun ezberci ve katı disiplinli eğitim yöntemlerinden hoşlanmadı; bunun yaratıcılığa zarar verdiğini sonradan yazdı. Babasının Münih'teki aydınlatma ihalesini kazanamaması üzerine aile İtalya'ya, önce Milano'ya, sonra Pavia'ya taşındı. On beş yaşındaki Einstein okulunu bitirmek için Münih'te kalmıştı ama bir doktor raporu sayesinde okuldan ayrılabildi ve ailesine İtalya'da katıldı.

1895'te İsviçre'ye taşındı, ertesi yıl Alman vatandaşlığından ayrıldı. Aynı yıl, 1896'da, on yedi yaşında Zürih'teki İsviçre Federal Politeknik Okulu'nda matematik ve fizik öğretmenliği diploma programına kaydoldu, 1900'de mezun oldu. 1901'de İsviçre vatandaşlığına geçti ve bunu ömür boyu korudu; üniversitede iş bulamayınca Bern'deki İsviçre Patent Ofisi'nde kalıcı bir görev üstlendi. Gündüzleri başkalarının icatlarını incelerken, aslında modern fiziğin temellerini sessizce inşa ediyordu.

1905'te, kendi 'mucize yılı'nda, Zürih Üniversitesi'ne bir doktora tezi sundu ve bilimi altüst edecek dört makale yayımladı: fotoelektrik etkiyi açıklayan, Brown hareketini çözümleyen, özel görelilik kuramını tanıtan ve kütle ile enerjinin eşdeğerliğini E = mc² denklemiyle gösteren makaleler. Bu denklem sonradan 'dünyanın en ünlü denklemi' olarak anılacaktı, ama o dönemde kuramları bilim çevrelerinde hemen kabul görmedi.

1914'te Max Planck'ın kişisel ricasıyla Berlin'e taşındı, Prusya Bilimler Akademisi ve Humboldt Üniversitesi'ne katıldı, 1917'de Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü müdürü oldu. 1915'te mekaniğini kütleçekimini de kapsayacak şekilde genişleten genel görelilik kuramını ortaya koydu; 1916'daki makalesi kozmolojik sabiti tanıtarak modern teorik kozmolojinin temelini attı. 1917'de spontane ve uyarılmış emisyonu tanımladı; ikincisi lazer ve mazerin temel mekanizmasıydı.