Hitler'in İktidara Gelişi: Demokrasinin Karanlık Dersi

1919'da, siyaset deneyimi olmayan eski bir asker Münih'te küçük bir siyasi partiye katıldı. Birkaç yıl içinde Almanya'nın en güçlü adamı ve korkunç bir savaşın mimarı olacaktı.

Tarihin dönüm noktaları · 3 dakika ·

Hitler'in İktidara Gelişi: Demokrasinin Karanlık Dersi
Unknown authorUnknown author, Public domain, via Wikimedia Commons

Adolf Hitler'in yolculuğu, savaş sonrası Almanya'nın kaosunda başladı. Birinci Dünya Savaşı Kasım 1918'de sona erdiğinde Pasewalk'taki hastaneden taburcu edildi ve karışıklık içindeki Münih'e döndü. Kırılgan bir demokrasi olan Weimar Cumhuriyeti ayakta kalma mücadelesi veriyordu; eski bir asker olan Hitler ise yeni düzenden umudunu kesmişti. Eylül 1919'da, milliyetçi söylemine ve Yahudi düşmanı görüşlerine kapılarak henüz emekleme çağındaki Alman İşçi Partisi'ne katıldı. Ateşli konuşmaları onu kısa sürede diğer üyelerden ayırdı.

Partinin adını beğenmiyor, 'Sosyal Devrimci Parti' adını öneriyordu; ancak bu öneri tutmadı ve parti, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne, yani Nazi Partisi'ne dönüştü. Hitler 1921'de, ayrılmakla tehdit ettikten sonra partinin liderliğini ele geçirdi. Naziler sağcı bir partiydi; ilk yıllardaki burjuva karşıtı unsurları Hitler daha sonra tasfiye ederek partiyi Alman iş dünyasının çıkarlarıyla aynı hizaya getirdi. Bu dönüşüm, iktidara yükselişinde belirleyici olacaktı.

1923'te Hitler, Bavyera'da Birahane Darbesi olarak bilinen bir darbe girişiminde bulundu; iktidarı zor yoluyla ele geçirmeyi umuyordu. Plan başarısız oldu; tutuklandı ve yargılandı. Ne var ki dava, fikirleri için bir kürsüye dönüştü ve ona ülke çapında ün kazandırdı. Beş yıl hapse mahkûm edildi ama yalnızca dokuz ay yattı; bu sürede, Nazi ideolojisinin temel kitabı hâline gelecek Kavgam'ı (Mein Kampf) yazdı. Kitapta Almanya'nın sorunlarını Yahudi etkisine bağlıyor, ülkenin kendini toparlaması için ödünsüz bir lidere ihtiyaç duyduğunu savunuyordu. Bu fikirler, Weimar Cumhuriyeti'nden hayal kırıklığına uğramış pek çok Almanda karşılık buldu.

1920'ler siyasal ve ekonomik çalkantı yıllarıydı. Savaşın yükü altındaki Alman ekonomisi, Dawes Planı çerçevesindeki Amerikan kredileri sayesinde toparlanmaya başlamıştı. Ancak 1929'daki Büyük Buhran bu toparlanmayı paramparça etti ve ülkeyi krize sürükledi. Ekonomik çöküş siyasal aşırılığı besledi; güçlenen Komünist Parti devrim çağrısı yapıyordu. Komünist bir iktidardan korkan bazı iş çevreleri Nazileri desteklemeye başladı. Hitler'in komünizm karşıtlığı ve ulusal diriliş vaatleri, onu işçiler ve sanayiciler arasında giderek daha popüler kıldı.

1932'ye gelindiğinde Hitler ulusal bir figürdü. Cumhurbaşkanlığına aday oldu; görevdeki Paul von Hindenburg karşısında kaybetse de her iki turda da güçlü bir ikincilik elde etti. Temmuz 1932'de Naziler, salt çoğunluğa ulaşamasa da Reichstag'daki en büyük parti oldu. Hitler'in iktidara giden yolu; sanayicilerin, eski Şansölye Franz von Papen'in ve Hindenburg'un oğlu Oskar'ın katıldığı kapalı kapılar ardındaki pazarlıklardan geçti. Aylar süren manevraların ardından Hindenburg, 30 Ocak 1933'te Hitler'i istemeye istemeye şansölye atadı. Bu, iktidarın pekiştirilmesinin başlangıcıydı.