Hürrem Sultan: Cariyelikten Saltanata
Kırım Tatarlarının bir esir baskınında yakalanıp Kostantiniyye'ye getirilen bir kız çocuğu, yüzyıllardır süren bir Osmanlı geleneğini yıkarak sultanın nikâhlı eşi oldu.
1502-1506 yılları arasında, Lehistan Krallığı sınırları içindeki Rohatyn'de, Ortodoks bir Ruten ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğumdaki adı kayıtlara geçmedi; Avrupalılar ona sonradan Roxelana dediler, kökeninden türeyen bir isimdi bu. 15'li yaşlarındayken Tatar akıncılar tarafından kaçırıldı, Kırım Hanı'nın himayesinden geçerek Topkapı Sarayı'na sunuldu.
Hareme girdiğinde sarayda çok farklı bir düzen vardı: Padişahın annesi Ayşe Hafsa Sultan en nüfuzlu kadındı, ardından Manisa'da doğan Şehzade Mustafa'nın annesi Mahidevran Sultan geliyordu. Hürrem, Süleyman'ın en sevdiği cariyesi olarak yükseldi ve ona bizzat padişah tarafından 'neşeli, sevimli olan' anlamına gelen Hürrem adı verildiği söylenir. 1521'de Şehzade Mehmed'i doğurdu ve böylece sarayın üçüncü nüfuzlu kadını konumuna geldi; iki haseki arasındaki rekabet zamanla açık bir çekişmeye dönüştü.
Hürrem'in altı çocuğundan beşi erkekti: Mihrimah, ardından Abdullah, Selim, Bayezid ve Cihangir. Bu durum, her cariyenin sultana yalnızca bir erkek çocuk verebileceği eski Osmanlı gücünü koruma geleneğini bozuyordu. Üstelik Süleyman'ın saltanatının başından itibaren doğan tüm çocuklarının annesi oydu.
Asıl benzersiz olan şuydu: Süleyman, Osmanlı geleneklerini çiğneyerek Hürrem'i azat etti ve onunla nikâhlandı. Böylece Hürrem, kendisi için yaratılan haseki sultan unvanını taşıyan ilk imparatorluk eşi oldu ve hayatının sonuna kadar sarayda kaldı.
19. yüzyıla kadar gün ışığına çıkmayan mektuplaşmalar ve Süleyman'ın günlükleri, Hürrem'in sultanın en güvendiği sırdaşı ve danışmanı olduğunu gösterir. Süleyman'ın seferlerdeki uzun gaybetlerinde birbirlerine tutkulu mektuplar yazdılar; Hürrem bu mektuplara siyasi bilgiler ve olası ayaklanmalara dair uyarılar da eklerdi. Devlet işlerinde aktif rol oynadı, Rüstem Paşa'yı kızı Mihrimah Sultan ile evlendirerek nüfuzunu genişletti; Pargalı İbrahim Paşa'nın ve Şehzade Mustafa'nın ölümünde etkisi olduğu iddia edilir.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.